Alternatif Kürt Paradigması

Ahmet Dâvutoğlu, Kürt Sorunu’nu jeopolitik ve jeoetnik/jeokültürel temellere dayandırır, Stratejik Derinlik kitabında (sayfa 437). Ama Kürt Sorunu’nun siyasi bir sorun olduğundan bahsetmez.

Artık büyük bir siyasi soruna dönüşen Kürt Sorunu’nu çözme iradesini göstermesi bakımından Çözüm Süreci çok önemli idi. Süreç başladığında güzel neticeler doğuracağı konusunda hemen hemen herkes ümit besliyordu.

Çözüm süreci tıkanmaya doğru yaklaştıkça, sürecin kendisi kutsanmaya başlandı. Ve insanlar neticesine bakmadan süreci putlaştırmaya başladılar. Sürecin tartışılamaz bir doğru olarak topluma dikte edilmesi ve bir tür doğmaya dönüştürülmesi, sürecin çözüm üretmekten ziyade, sürecin aktörlerinin politik emellerine hizmet eder konuma düştüğünü göstermekte idi. Artık süreç Kürtlerin, Kürt olmaktan kaynaklanan sorunlarına gerçekçi çözümler getirmekten uzaklaşmıştır.

Halbuki Kürtlerin Devletle kültürel ve siyasal sorunları olduğu gibi, PKK ile de sorunları vardı. Ya da Devletin bir Kürt Sorunu ve bununla hem bağlantılı, hem de bağımsız bir PKK sorunu vardı. Esasen bu iki sorunun hassas bir denge içinde yürütülmesi gerekirdi.

Devlet, PKK sorununu çözmek için, elbette masaya oturabilir ve PKK ile pazarlıklar yapabilir. Hatta Öcalan’ın serbest kalması, PKK sorununu çözecekse, bunu bile konuşabilir. Öcalan’a meclis yolunu da açabilir. Ama Kürtlerin sorunlarını ve haklarını PKK ile pazarlık konusu yapması, PKK’ya destek vermeyen ve Kürtlerin çoğunluğunu oluşturan kesime karşı haksızlık olur.

PKK ısrarla bütün Kürtlerin temsilcisi olduğunu vurgulamaktadır. AKP de, Kürtlerden aldığı oyları kâle almadan, İmralı’da mahpus Öcalan’ın bütün Kürtlerin lideri olduğunu vurgulamaktadır. Bu burum AKP açısından bir tezat olsa bile sürecin evrildiği tarafı göstermesi bakımından önemlidir. PKK karşısında acze düşen Hükümet, çatışmasızlığı(!) sürdürebilmek için bütün Kürtleri PKK’ya feda etmeye karar vermiş gibi davranıyor.

Pekala Hükümet bu labirentin içinden nasıl çıkacak? PKK bu haliyle kaldığı sürece Hükümetin inisiyatifi eline almakta zorlanacağı aşikar. AKP içinde, PKK’yı parçalamak ve bir kaç örgüte dönüştürmek, hatta mümkünse bu örgütlerin birbiriyle çatışmasını sağlamayı çıkar yol olarak görenler var. Bu komplo teorisi gibi dursa bile, bunu düşünen ittihatçı beyinli kimselerin olduğu da bir gerçek.

Bazıları böyle düşünedursun, PKK’nın Kürtlerin zihninden yeni bir coğrafya ve siyaset algısı oluşturma başarısı gösterdiği, ayrı bir gerçek olarak karşımızda duruyor. PKK, sadece Türkiye’de savaşan bir kuvvet değil, artık ABD’nin müttefiki olarak İŞİD ile savaşan bir güç. Ortaya yeni çıkan bu paradigmaya karşı Hükümetin nasıl bir alternatif paradigma üreteceği merak konusudur.