Ak Parti ve Diyanet İşleri Başkanlığı

 

Ak Parti’nin İslam’a en büyük zararı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Teşkilatı’na İslam’ı temsil meşruiyeti kazandırmasıdır. Haddi zatında Mustafa Kemal Atatürk tarafından başlatılan modern ve yeni bir din inşa etme projesi, Diyanet İşleri Başkanlığı’na, İslamcı Ak Parti tarafından toplumsal meşruiyet kazandırılması ve statüsünün güçlendirilmesi ile hedefine ulaştırılmış oldu.

 

Hazindir ki, bir zamanlar Devlet’in imamları arkasında namaz kılınmaz diyen İslamcılar bu durumun yerleşmesi için canhıraş bir mücadele veriyor. Lise yıllarında Malatya’da yerel statüde radikal cemaatler vardı. Hala varlar. İşledikleri ana temalardan biri de devletin imamları arkasında namaz kılınamayacağıydı. Hatta Ramazan Keskin Hoca’nın öncülüğünde Akpınar’da bir İşhanı’nda bir mescit yapılmıştı. Vakit ve Cuma namazları burada kılınırdı. Devletten bağımsız olan bu mescitte, mescidin ruhunu uygun vaazlar ve hutbeler verilirdi. Oraya gidenler gönül huzuru içinde namaz kılarlardı. Sanki burada kılınan namazlar kabul edilmişti ve oradan çıkanlar arınarak çıkmışlardı. Dün gibi hatırlıyorum, o mescitte Ramazan Keskin ve Mehmet Alptekin gibi hocalar vaaz ediyordu. İslam’ın en mahrem konuları burada gündeme gelirdi. “Sakın tağutlara itaat etmeyin diye haykırırdı Hocalar.”

Cemaat sivil itaatsizlik ruh hali içinde, en azından hakikatin yanında durmanın huzurunu yaşıyordu… Ya da gençliğin verdiği heyecan ile ben öyle düşünüyordum…

 

Türkiye Cumhuriyeti rejimi üç temel kurum üzerinde inşa edilmiştir. Biri TSK. Rejimi koruma ve kollama görevi TSK’ya aittir. Diğeri MEB’dir. Rejimin hedefleri doğrultusunda nesiller yetiştirmektir. Son kurum ise DİB yani Diyanet İşleri Başkanlığıdır.

 

DİB Türkiye’nin ilk kurulan kurumlarından biridir. 1924 yılında Halifeliğin kaldırılması ile beraber İslam dinini kontrol altına almak ve rejimin hedefleri çerçevesinde modern icraatlar yapmak için kurulmuştur. Mesela Türkçe ezan okumak gibi modern ve milli bir dini tesisi için çalışmak DİB’in vazifeleri arasındadır. Risale-i Nurların DİB’in tekeline verilmesi Devlet’in dini kontrol etme konusundaki son ve başarılı bir hamlesidir.

 

DİB’in en önemli vazifelerinden biri de Batı’da yerleşmiş bazı değerlerin topluma empoze edilmesi için çalışma yapmaktır. Elbette bu çalışmayı din kisvesi içinde yapacaktır. Mesela Deizm inanç kökenine dayanan Laikliğin İslam’a uygun olduğunu topluma anlatmak ve aykırı seslerin önüne geçmek. Kalvenizmde çalışmanın ibadet olması gibi, İslam’da da çalışmanın ibadet olduğunu topluma anlatmak sureti ile kapitalist bir toplum oluşturmaya çalışmak. Rasyonalizmi öne çıkararak, İslam’ın da akıl ve mantık dini olduğunu söyleyerek, insanları kutsal metinlerden beşeri metinlere yönlendirmek gibi daha bir çok icraatlar yapmışlardır.

 

Her şeyden evvel İslam dininde Din İşleri diye bir iş yoktur. Zaten DİB kendi felsefesinde var olan Din işleri ile Dünya işlerini ayırma Ku’an’a aykırı bir uygulamadır. İslamiyet’te din ve dünya işi ayırımı da yoktur. Sadece yapılan işlerde niyet meselesi vardır. Niyetinize göre işlerinizi ibadet olur. Sağlam bir niyet için de DİB’e ihtiyaç yoktur.

 

İslam dininde Din Adamları zümresi diye bir zümre de yoktur. Günümüzde DİB, din adamları zümresinin teşkilatıdır. Dinimizde namazda imam olacak kişi, namaz kılmaya niyet eder. İmam olmaya niyet etmez. Cemaat isterse namaz kılana tabi olarak cemaat olur. Bu bile dinimizde DİB tarzı bir teşkilatı reddeder.

 

Yüzyıldır devletin esaretine alınan İslam’ı özgürleştirmesi gereken Ak Parti, DİB üzerinden İslam’ın esaretini uzatmıştır.

İslam’ın özgürleştirilmesi ve hakikatinin tezahürü için Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalı. Din inananlara emanet edilmelidir.

İnanan insanlar Allah’ın izni kendi dinlerini koruyacaklardır.