Kürt Milliyetçiliği Üzerinde Bazı Düşünceler

Suriye’de sular iyice ısınıyor. Rojava bölgesinin TSK tarafından bombalanmasının ardından ABD, PYD’ye verdiği desteğin türü ve oranını arttırarak Türkiye ile Rojava arasında bir tampon bölge oluşturmaya başladı. Kürdistan hayalinin bir parçası olan Rojava’ya bakabilmek ve konuyu anlayabilmek için “Kürt Milliyetçiliğinin Gelişimi” ile ilgili bir çalışmaya ihtiyaç vardır.

Kısa bir altyapı çalışması niteliğinde ve birbirinin devamı olan bir kaç yazıyı sitemizin okurlarına takdim ediyorum.

Milliyetçilik ve Dil

Aslında tarihsel olarak, “Kürt” adı, Türkiye’de yaşayan Kurmanclar’ın ve Zazalar’ın kendileri için kullandıkları bir adlandırma olmadığı gibi, “Kürtçe” de, kendi dilleri için kullandıkları bir kelime değildi. Kürt ve Kürtçe kelimeleri dışarıdan, önce Araplar ve İranlılar, daha sonra da Türkler tarafından kullanılmıştır. Kürtler kendilerine en son Kürt diyen unsurdur.

Zaten, Kürtlerin yaşadıkları coğrafyanın genel şartları da “millet” anlamına gelen böyle bir kelimenin veya kelimeler grubunun kullanılmasına müsaade etmemektedir. İletişim ve ulaşımın çok zor olduğu dönemleri nazara alacak olursak bu gerçek daha da iyi anlaşılacaktır. Kürtlerdeki aşiret yapısı, millet düşüncesinin oluşmasına izin vermediği gibi, farklı bir aşirete karşı dahi ilişkilerini hep belirli bir çizgide ve düzeyde tutmuştur. Gerek Kürtlerin yaşadığı coğrafyanın şartları, gerekse sosyal yapıları millet inşasına engel olmuş ve bugün Kürt lehçelerinin birer müstakil dil hüviyetine sahip olmasına sebep olmuştur.

Bi Nave Yezdane Paq e Dilovan u Mihriva”, yani “pak, şefkatli ve müşfik olan Yezdan’ın adı ile.” 1932 yılında Suriye’de, Celadet Ali Bedirhan tarafından neşredilen “Hawar” dergisinin ilk sayısında, Kürtçe alfabenin oluşturulmaya başladığı bölüme, Zerdüştlerin tanrısı Yezdan’ın adıyla başlanıyordu. Latin harfleri ile Kürtçe alfabe oluşturmaya başlayan Celadet Ali Bedirhan, İslam ümmetinin alfabesi olan Arap alfabesini terk ediyordu. Aynı zamanda ümmetten ayrılıp Kürt ulusu oluşturmayı da İslamiyet’ten uzaklaşmak ile mümkün olacağını düşündüğünden olacak ki, İslam’ın tanrısı yerine, Kürtlerin İslamiyet’ten önceki dinlerinin tanrısı Yezdan’ın adı ile başlıyordu. Bu tıpkı Benedict Anderson’un “Hayali Cemaatler” adlı eserinde dediği gibi; 17. yüzyıldan itibaren Avrupa’da dinin ve din dili olan Latincenin gerilemeye başlaması, bu din ve dille birbirine bağlanan cemaatlerin, parçalanma ve bölgeselleşme sürecine girmesine sebep oluyordu. Bu da yükselen değer olarak milliyetçiliği destekliyordu.

Millet ve milliyetçiliğin kökenleri ile alakalı teoriler, genel hatları ile üç sınıfa ayrılabilir. İlkçiler yani primordialistler, milletlerin doğal ve ilkçağlardan beri var olduğunu kabul ederler. Modernistler ise milliyetçiliği modernleşme süreçlerinin, dolayısı ile yakın tarihin bir ürünü olarak görürler. Etno-sembolcüler ise etnik kökenin önemini vurgularlar.

Kürt milliyetçiliğinin, modernleşme süreçlerinin bir sonucu olduğu düşünüyorum. Modernistlere göre, milletler ve milliyetçilik kapitalizm, sanayileşme, merkezi devletlerin kurulması, kentleşme, laikleşme ile beraber ya da onların bir ürünü olarak doğmuştur. Eski çağlarda, milliyetçiliğin ortaya çıkmasını sağlayacak toplumsal, siyasi ve ekonomik koşullar yoktu. Bu koşullar modern çağda oluştuğundan milliyetçilik sosyolojik bir zorunluluk haline gelmiştir.

Milliyetçilik, milletleri oluşturmuştur, milletler milliyetçiliği değil.

Modernistlere göre, genel hatları ile milliyetçiliğin ortaya çıkması üç etkene bağlıdır. Ekonomik dönüşüm, siyasi dönüşüm ve toplumsal-kültürel dönüşüm. Kürt milliyetçiliğinin gelişmesinde, çevrelerinde meydana gelen ekonomik ve siyasi dönüşümlerin katkısı elbette olmuştu. Ama Kürt milliyetçiliğinin doğuşunda, daha çok, toplumsal-kültürel dönüşüm etkili olmuştur.

Benedic Anderson’a göre millet hayal edilmiş bir siyasal topluluktur. Kendisinde aynı zamanda hem egemenlik hem de sınırlılık mündemiç olan, hayal edilmiş bir cemaattir. Hayal edilmiştir, çünkü en küçük milletin üyeleri bile diğer üyeleri tanımayacak, çoğu hakkında hiç bir şey bilmeyecek, ama yine de her birinin zihninde toplamlarının hayali yaşamaya devam edecekti. Bu tanımın benimsenmesinin nedeni Kürt milliyetçiliğine en fazla uyan tanım olmasından dolayıdır. Kürtlerin tarihi, dili, sosyolojisi ve coğrafyası Kürtler arasında milli bağların oluşmasını engellediği halde, Kürt entelijansiyası bir Kürt milleti ve Kürdistan hayal etmiş ve bunun için çalışmışlardır.

Onun için ‘Hayal Edilmiş Siyasi Topluluk’ tanımı tercih edilmiştir.

Kürt milliyetçilerinin, milliyetçilik çalışmalarında Avrupa tipi milliyetçiliği kendilerine örnek aldıkları söylenebilir. Tıpkı kendi ırklarının ve dillerinin Avrupa ırk ve dilleriyle (Âri ırk ve dili) akraba olduklarını söylerken kurdukları benzerlik gibi.

Amerika kıtasındaki kolonilerde, anavatan düşüncesi etrafında kurulan modern anlamdaki milliyetçilik, Avrupa kıtasında kopya edilerek benimsenir. Ancak, milliyetçilik Amerika kıtasından, Avrupa kıtasına geçerken önemli bir değişim geçirir. Amerika kıtasında gündeme gelmeyen dil unsuru Avrupa’da kendini gösterir. Milliyetçilik, Avrupa kıtasında “ulusal yayın dili” sorunu merkezi öneme sahip bir siyasi ve ideolojik sorun haline dönüşür. Burada milliyetçiliğin belirgin özelliği, sanal birlikleri oluşturmak için temel unsur olarak dil birliğini ön plana çıkarmasıdır. Bu aşamada yine kapitalist yayıncılık devreye girecek ve gelişen dilbilim araştırmalarının da yardımıyla ortak dil temeline dayalı sanal topluluk bilinci yerleşecektir.

Kürtlerde de milliyetçilik çalışmaları önce dil merkezli olarak başlamıştır. Elbette bu dil çalışmalarında da kapitalist yayıncılık devreye girecektir.

Millet kavramı beş temel unsuru bünyesinde barındırır. Bu unsurlar dil, din, soy ile kültür, tarih birliği ve ortak düşman imajı olduğu söylenebilir.

Bir insan topluluğunun millet olabilmesi için dil birliğine sahip olması gerektiği bir çok milliyetçi düşünür tarafından savunulmuştur. Bu hemen hemen genel bir kanaat haline dönüşmüştür.

Anderson, kapitalist yayıncılık ile, konuşurken birbirini anlamakta güçlük çeken devasa sayıdaki insanların, artık birbirleriyle baskı ve kağıt aracılığı ile anlaştığını söyler. Bu süreçte okurların, kendi dil alanları içinde yer alan yüzbinlerin, hatta milyonların farkına varmasına sebep olmuştur. Yayın aracılığı ile bağlı oldukları bu okur-yoldaşlar, kendi dünyevi, tikel ve görünür görünmezlikleri ile ulus olarak hayal edilen cemaatlerin nüvelerini oluştururlar. Kapitalist yayıncılığın dile bir sabitlik kazandırdığını da söyler Anderson. Bu sabitlik, uzun vadede, öznel millet kavramları için son derece merkezi bir rol oynayan kadimlik fikrinin inşa edilmesine katkıda bulunmuştur. Yine Anderson, kapitalist yayıncılığın eski idari halk dillerinden farklı bir iktidar dili yarattığını söyler. İster istemez, bazı lehçelerin yayın diline daha yakın olduğunu ve bu lehçenin diğer lehçeler üzerinde hakimiyet kurarak yayın dili haline geldiğini söyler.

Almanya ve İtalya’nın 19. yüzyılda siyasi birliklerini kurmaya başlamasının, milleti oluşturan bireyler arasında dil birliği bulunması gerektiği fikrini ortaya çıkardığı düşünülmektedir. Bu düşünce, Fransız Devrimi’nden hemen sonra ortaya çıkan ilk millet anlayışında da mevcuttu. Fransız milletine dahil olmak için vatandaş olmak yeterli olsa bile doğumla kazanılmış vatandaşlığın bireye sağladığı haklardan yararlanabilmek için Fransızca bilmenin şart olduğu görüşü hakimdir. Bunun sonucu olarak da, dil birliği, en azından gerçekleştirilmesi gerekli hedef olarak Devrimin projesinde mevcuttur.

Dil kavramının içeriğini belirleyebilmek için, dil ve lehçe kavramları birbiriyle karşılaştırılmalıdır. Yapısal açıdan dil, lehçelerin bir üst oluşumudur. İşlevsel açıdan ise, dil eğitimli üst tabakaların iletişim aracı, lehçe ise yerel konuşma aracı olarak tanımlanabilir. Lehçe için “siyasi açıdan başarısızlığa uğramış dil” tanımını kullanmak yanlış olmayacaktır. Buradan çıkan sonuç, ‘dil’ siyasi içerikli bir kavramdır. Dolayısıyla, dil birliği, ancak bir siyasi projeyle bütünleştiğinde, bir siyasi proje çerçevesinde yer aldığında belirgin bir anlam kazanabilecektir.

Kürtçe ve Lehçeleri

Kürtlerin anadilleri Hint-Avrupa dil ailesinin İran kolunun kuzeybatı grubuna mensuptur. Kürtçe ile Farsça arasında tespit edilen farklar bütün Kürtçe lehçelerinde de bulunur. Birçok Kürtçe kelime İngilizce ile aynı kökene sahiptir. Bununla birlikte, Kürtçeye en yakın olan dil, İran ve Tacikistanda konuşulan Farsçadır. Kürtçe halk Arapçasından, Osmanlı Türkçesinden, Aramice ve Ermeniceden kelimeler almıştır. Kürtçenin nesebi ile Kürtçe kelimelerin nesebi arasında ciddi farklılıklar vardır.

Kürtlerin anadilleri dört lehçeye ayrılmaktadır: l- Kurmanci (Kuzey Kurmanci de denir). 2- Soranice (Güney Kurmanci de denir). 3- Zazaca (ya da Dımıli). 4- Gorani lehçeleridir. Kurmanci ve Sorani lehçeleri birbirine yakındır. Zazaca ve Gorani lehçelerine ise Pehlavani (ya da Pehlavanik) grubu da denmektedir ki bu lehçelerin kendi aralarındaki yakınlığından kaynaklanmaktadır. Bu gruplar kendi içlerinde pek çok şive ve ağızlara bölünmektedir. Zazaca ve Gorani lehçeleri Kurmanci ve Soraniceye göre Farsçaya daha yakındır.

Eğer Kürtçenin lehçeleri, Türkçe kökenli dillerle karşılaştırılacak olursa, Kurmanci ile Zazaca ve Gorani arasındaki benzerlik, İstanbul Türkçesi ile Kazak ve/veya Kırgız Türkçesi arasındaki ilişkiye benzer. Bu dillerin, zaman içinde değişime uğraması gibi, Kürtçenin lehçeleri de, muhtemelen “Medce” ya da “Proto-Kürtçe” olarak adlandırılabilecek, kaybolmuş eski tek bir dilin dallarıdır.

Kurmanci ve Zazaca, artık aynı dilin lehçeleri olarak değil, iki bağımsız dil niteliği kazanmıştır. Bu lehçelerin kullanımı, herhangi bir standart dil bilim kriterine göre aynı dilin lehçeleri olarak değerlendirilmeyecek durumdadır. Bunun da ötesinde, Kurmanci ile Zazaca konuşanların kendi aralarında herhangi bir lehçe ile karşılıklı anlaşmaları pek mümkün değildir. Kurmanci ve Zazaca lehçeleri şimdilerde Kürtlerin oldukça farklı bölgelerinde konuşulmaktadır. Kurmanci ve Soranice, tüm Kürtlerin dörtte üçünün lehçesi iken, Zazaca ve Gorani geri kalan Kürtlerin lehçesidir. Bu dağılımda, hem tarih boyunca devam eden göç hareketlerinin, hem de farklı mezheplere inanmanın ve yerel kültürün ağır basmasının da etkili olduğu düşünülebilir.

Kurmanci

Kürtlerin yarıdan fazlası bu lehçeyi konuşmaktadır. Türkiye’de yaşayan Kürtler genellikle bu lehçeyi kullanıp, kendilerine Kürt değil Kurmanc derler, dillerine de Kurmanci. Türkiye, Suriye, eski Sovyetler Birliği Kürtleri, Irak’taki Kürtlerin üçte biri ile İran’daki Kürtlerin büyük kısmı ve Lübnan’daki Kürtler bu lehçeyi konuşmaktadırlar.

Sorani

Kurmanci’den sonra en fazla konuşulan ikinci lehçedir. Kuzeydoğu Irak’ta ve İran’da Zagros Dağlarına komşu bölgelerde konuşulmaktadır. Günümüzde Kuzey Irak’ta yazıda ve sözde, Sorani lehçesi konuşulmaktadır. Köken olarak Kurmanci olmasına rağmen farklı bir dil hüviyeti kazanma yoluna girmiştir. Soranice konuşanlar kendilerine Kurd dillerine de Kurdi derler.

Zazaki

Türkiye’de Tunceli, Sivas, Elazığ, Hozat, Bingöl, Şanlıurfa’da ve kısmen de Muş, Bitlis, Diyarbakır’da konuşulur. Ayrıca Türkiye’nin Malatya, Kahramanmaraş illeri ile İran ve Irak’ta da konuşulan dar bölgeler vardır. Yaklaşık olarak Kürtlerin %7’si Zazaca konuşur.

Gorani

İran-Irak sınır bölgelerinde konuşulan bir lehçedir. Gorani lehçesi, Kürtçenin en katışıksız ve en eski türü kabul edilir. Gorani, Kerkük yakınlarındaki kalabalık Kakai aşiretinin ve Kifri yakınlarındaki Zenganalar’ın da lehçesidir. Batı Belucistan’daki Kürt kolonisi de ağırlıklı olarak Gorani’yi konuşur. Gorani günümüzde İran ve Irak’ta yaklaşık olarak 1,5 milyon kişi tarafından konuşulmaktadır.

Türkiye’de yaşayan Kürtler açısından değerlendirildiğinde, Türkiye Kürtleri ağırlıklı olarak Kurmanci lehçesini konuşmaktadırlar. Bunun yanında azımsanamayacak sayıda kişi de Zazaca konuşmaktadır. Üstelik tarihsel olarak iki ayrı dil hüviyetine kazanmış olan bu lehçelerin de, lehçe hüviyetine sahip şiveleri vardır.

Kürt milleti inşa etmek için çalışan milliyetçiler, siyasi açıdan Kurmanciyi Kürtçe olarak kabul etmiş ve Zazacayı da lehçe konumuna düşürmüşlerdir. Bu iki ayrı dilin lehçeleri de şive konumlarına düşürülmüşlerdir. Bu durum Zazacanın siyasi proje karşısında başarısızlığı olarak değerlendirilebilir. Dil birliğini Kurmanci üzerinden oluşturmaya çalışan milliyetçiler, kurguladıkları milli devlet projesinde de Kurmanciyi Kürtçe olarak değerlendirmişlerdir.

Haftaya bu konuya, kaldığım yerden devam etmeyi düşünüyorum…

Reklamlar