Yeni Kürt Milliyetçiliği ve DDKO

Kürt Sorunu ile alakalı yazılar serisine devam etmemizin nedeni, yeni bir barış sürecinin kaçınılmaz olarak yaklaştığını düşünmemizden kaynaklanmaktadır. Belki bir katkımız olur umuduyla bu köşeden ipuçları vermeye devam ediyoruz.

Yeni bir barış sürecine olan ihtiyaç, Türkiye’nin bekası ile mütenasip bir ehemmiyet arz etmektedir.

Kürtler Mezopotamya’nın yerlileri ve sahipleridirler; Türkler ve Araplar sonradan bu coğrafyaya doğru yayılmışlardır. Kürtlerin coğrafyasını paylaşan Irak, Suriye, İran ve Türkiye, Kürt Sorununa makul çözümler üretmek yerine şiddet politikaları tercih etmiş ve Kürt Sorunu uluslararası bir sorun haline gelmiştir.

Irak sınırları içindeki Kürtlerin sorununun nasıl çözüldüğünü herkes görüyor ve biliyor. Irak’ta benimsenen çözümün benzeri Suriye’de de proaktif bir şekilde uygulanmaktadır. Irak ve Suriye’de Kürtlerin sorunlarının çözülmesine en önemli katkıyı Türkiye sunmuştur dersem, mübalağa yapmış sayılmam. Bu tezimi bir başka yazıda ispat edebilirim.

Irak ve Suriye’den sonra sırayı İran almış bulunmaktadır. Sıra İran Kürtlerinin sorununu çözmeye gelmiştir. Çok yakında önemli gelişmelere şahit olacak gibiyiz.

İran’dan sonra ise Kürt Sorununa son noktanın Türkiye’de konacağını tahmin etmek bir kehanet değildir.

Türkiye için gerekli tedbirleri alıp Kürt Sorununu çözmesi en makul olan yoldur. Dünyada bütün Kürtlerin yarıdan fazlası Türkiye’de yaşamaktadır. İstanbul dünyadaki en büyük Kürt nüfusuna sahip şehirdir. O halde Kürt Sorununun tamamen çözülmesinin, Türkiye’ye bağlı olduğunu ifade etmek, önemli bir gerçeğin altını çizmektir.

Osmanlı Devleti’nin son dönemleri ve Türkiye’nin ilk yıllarında tartışılan Kürt Sorunu, askeri tedbirler neticesinde uzun bir sessizlik devresine girmiştir. İşte bu sessizlik 1960’tan itibaren bozulmaya başlamış ve Kürtler arasında fikri ve siyasi hareketlenmeler tekrar başlamıştır.

1934 yılından itibaren Kürt aşiretleri zorunlu göç ve iskan siyasetine tabi tutulmuşlardır. 1935, 1939, 1941, 1948 ve 1949’da uzun zaman uygulanan 2510 sayılı iskan kanunu ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun Türkleştirilmesi ve buradaki Kürt nüfus yoğunluğunun azaltılması amacıyla bölge halkı Türklerin yoğun olduğu batı bölgelerine göç ettirilmiştir.

Yine bu kanunla, aşiretlere hükmi şahsiyet tanınmayacak ve aşiret reisi, bey, ağa ve şeyhlere ait olarak tanınmış, kayıtlı, kayıtsız bütün gayrimenkulleri Devlet’e geçecekti.

Bu kanun 1960’tan sonra başlayan Kürt hareketlerinin insan kaynağının oluşmasına sebep olmuştur. Nasıl ki Osmanlı Devleti’nde, Kürtlerin ilk siyasal hareketleri İstanbul’da okuyan ve çoğunluğu Doğu’dan göç ettirilen Kürt aristokrasisine mensup gençler arasında başladı, 1960 sonrası Kürt hareketleri de ya Cumhuriyet döneminde Doğu’dan göç ettirilen ve mülklerine el konulan ailelerin çocukları arasından ya da Doğu’dan okumak için İstanbul ve Ankara’ya gelme imkânı bulan gençler arasında başlamıştır. Bu yönüyle her iki dönem hareketleri arasında benzerlikler mevcuttur.

1960’lı yıllarda Kürtler, daha geniş kültürel özgürlük isteyip, devletin asimilasyon olarak gördükleri politikalarını sorgulamaya başladılar. Demokrat Parti döneminde aşiret yapısı kısmen de olsa canlanmaya başladı. Bu dönemde uygulanan serbest piyasa ekonomisi büyük toprak ağalarına ve aşiret reislerine yaramıştı. Ama köylüler tarımda sanayileşmeyi sağlayamadıklarından topraklarını ekmeyi ve verimli ürünler elde etmeyi başaramadılar. Ağalarla rekabet edemeyen köylüler topraklarını satıp ya göç ettiler ya da sattıkları topraklarında ırgat olarak çalışmaya başladılar. Köylerden batıdaki büyük kentlere göç, Kürtlerin doğu ile batı arasındaki kültürel farkın ve ekonomik eşitsizliğin farkına varmalarına sebep oldu. Bir de büyük şehirlerde okuyan pek çok Kürt gencinin bu durumları sorgulaması ve neticede politize olması buna eklendi. Politik özgürlükleri temin eden 1961 Anayasası da buna imkân tanıyordu.

Ortadoğu’da meydana gelen bazı gelişmelerin Kürt gençleri üzerinde etkili olduğu muhakkaktır. Mesela Mele Mustafa Barzani’nin vermiş olduğu bağımsızlık mücadelesi. Barzani ile ilgili haberler Kürt gençlerini yalnızlık duygusundan kurtarıyordu.

DDKO’nun Kuruluşuna Doğru – 49’lar Olayı

1960’a doğru Türkiye’de ekonomik ve sosyal rahatsızlıklar baş göstermiştir. Hükümet, ABD’den beklediği yardımı alamıyordu. Bir taraftan SSCB’ye yaklaşırken diğer taraftan da Türkiye’de solcu Kürt bir hareketin varlığını ABD’ye göstermek istiyordu. 1959 yılında, ABD Kültür Derneği’ne atılan bomba nedeniyle üniversitelerde okuyan 50 Kürt genci ve aydını tutuklandı. Tutuklanan gençlerden Mardinli Emin Batu hücrede ölünce, kalan 49 kişiden dolayı bu olaya “49’lar Olayı” denmiştir. 27 Mayıs Darbesi’nden sonra siyasi tutuklular tahliye edildiği halde 49 Kürdün tutukluluğu devam etmiştir.

49’lar Olayı, kendinden sonra gelen sosyalist ve klasik Kürt hareketlerini etkilemiştir. Bu olaydan DDKO mensubu gençler de etkilenmişti. Bu olay yaşandığında DDKO’lu gençlerin çoğu henüz lise öğrencisi idi. 49’lar Olayı, Kürt aydınlarının Kürt kimlikleri ile ortaya çıkmalarıydı. Bu olay Kürt bilincinin oluşmasında etkili olmuştur.

1963 yılında bir grup Kürt genci Deng dergisini çıkardı. Ardından Edip Karahan öncülüğünde Dicle-Fırat dergisi çıkarıldı. Dergilerin çıkışıyla birlikte tutuklamalar başladı. Deng dergisi, İstanbul’da bir grup üniversiteli genç tarafından çıkarılıyordu. Medet Serhat, Yaşar Kaya ve Ergun Koyuncu’nun yönettiği dergi, Türkçe yazıların yanı sıra Kürtçe edebiyat örnekleri ve amacını belirten Kürtçe bir başyazı yayınlardı. 1963 yılı için sarsıcı olan bu yayın, İnönü’nün Lozan’a atıf yapıp dava açılamayacağını belirtmesine rağmen dava açıldı ve dergi kapandı.

1966 yılında M. Ali Aslan Yeni Akış dergisini çıkardı. Bu dergi bir bakıma TİP içindeki Doğulular Grubu’nun yayın organı idi. Devamlı yazarları arasında grubun önde gelen isimlerinden T. Ziya Ekinci ve Kemal Burkay vardı. Yazı işlerini Abbas İzol’un yaptığı dergi, Kürtlerin varlığı ve demokratik haklarını savunuyor, radyolarda Kürtçe yayın talebinde bulunuyordu. Dergide Kemal Badıllı, Faik Bucak, Edo Deran gibi yazar ve ozanların şiirleri yayınlanmıştır. 5 sayı çıktıktan sonra Kemal Burkay’ın tutuklanması ile dergi kapanmıştır.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Doğulular Grubu

1961 yılında kurulmuş olan TİP, sosyalist aydınlar için bir çekim merkezi oldu. TİP’in söylemlerini kendilerine yakın bulan Kürtler, TİP içinde hızla örgütlenmeye başladılar. Doğu vilayetlerinde Kürtlerin desteğiyle hızla örgütlenen TİP seçime girme hakkını elde etti. TİP 1965 seçimlerinde Kars, Malatya, Diyarbakır, Şanlıurfa ve Gaziantep vilayetlerinde birer vekil çıkarmayı başarmıştı. Türkiye genelinde 15 vekil çıkaran TİP’in doğudaki başarısı açıktı. Kürtlerin TİP içindeki örgütlülüğü “Birlikte Örgütlenme” özelliğini oluşturuyordu. Kürtler kendi aralarında anlaşıyor ve beraber hareket ediyorlardı. Bu grup siyasi literatüre “Doğulular Grubu” olarak geçmiştir. Grubun TİP içindeki ağırlığı M. Ali Aslan’ın Genel Başkan olması ile kendini bir kez daha göstermiştir.

Kürt gençleri TİP’i tercih ederken temel düşünceleri; “sosyalist devrim gerçekleştirildiğinde ve sosyalist toplum kurulduğunda bütün sorunlar kendiliğinden çözülür, bunun için önemli olan sosyalist devrim yolunda çalışmaktır, toplumsal güçleri bölmemek ve sorunlara sınıfsal açıdan bakmaktır” idi.

Ekim 1970 yılında, TİP genel kuruluna taşınan Kürt Sorunu, DDKO’lu delegelerin bir önerisi idi. Öneri Behice Boran Grubu’nun desteği ile kabul edildi. Dolayısı ile Kürt Sorunu ilk kez detaylı bir şekilde bir parti programında ele alınıyordu. Ancak bu karar, TİP’in 1971 darbesinden sonra kapatılmasına sebep olmuştur. TİP savunmasında “şiddete dayalı asimilasyona karşı olduğunu, doğal asimilasyona karşı olmadığını” söylemiştir. Ancak bu söylem bile partiyi kapatılmaktan kurtaramamıştır. Ama Kürtlerin TİP ile yollarını ayırmalarında bu savunma önemli bir sebep olmuştur.

Türkiye Kürdistanı Demokratik Partisi (TKDP)  

Geleneksel aristokrat zümreden gelen, eğitim görmüş ve Barzani’nin etkisindeki kişilerce 1965’te kurulmuş illegal bir partidir. Urfalı bir avukat, aynı zamanda Bucak aşiretine mensup olan Faik Bucak tarafından kurulmuştur. Bucak’ın 1966 yılında suikast sonucu ölmesi ve halefi Sait Elçi’nin de 1971’te Irak’ta aynı akıbete maruz kalması partinin faaliyetlerinin bitmesine sebep olmuştur. Türkiye Kürdistanı Demokrat Partisi’nden (TKDP) ayrılan başka bir grup da sol eğilimli olduğu söylenen Kürdistan Ulusal Kurtuluş Hareketi (KUK) adını almıştı.

TKDP ile ideolojik ayrılığa rağmen TİP içindeki Doğulular Grubu’na ve dolayısı ile TİP’e destek vermiştir. Seçimlerde genellikle TİP’e desteklemişlerdir.

Doğu Mitingleri

Doğu ile batı arasındaki ekonomik farkın açılması, Kürt gençlerinin sol siyaseti benimsemelerinin nedenlerinden birini oluşturuyordu. Bundan dolayı birçok Kürt genci, Türkiye İşçi Partisi’ne (TİP) katılarak, 1967 yılında bölge sorunlarına dikkat çekmek için büyük gösteriler düzenlediler. Bu mitingler Doğu Anadolu’nun sorunları hakkında kamusal bilinci ortaya çıkardı. 1967- 1969 yıllarında seri halinde gerçekleştirilen bu mitingleri Kürtlerin Anayasal düzeyde hak arayışı şeklinde algılamak gerekir. İlki Silvan’da, ikincisi Diyarbakır’da düzenlendi. Bunları Siverek, Batman, Tunceli, Kozluk, Ağrı, Ankara, Suruç, Hilvan, Varto ve Lice mitingleri takip etti. O güne dek bu coğrafyada bu denli büyük miting yapılmamıştı. Devletin yakın takibe aldığı bu mitingleri TİP ve TKDP beraber düzenlemişti. Burada ilginç sloganlar atılmıştır. Mesela bazıları şunlardır: “Batı’da kurdele, Doğu’da yol kesilir”, “Millet aya, Doğulular yaya”, “Dinlerim, direnirim Hakkı tutar kaldırırım”, “Bazuka değil, fabrika isteriz”, “Batıya fabrika, yol, Doğuya komando, karakol”.

TİP başkanı Mehmet Ali Aybar, Behice Boran, Tarık Ziya Ekinci gibi parti yöneticileri bu mitinglerde konuşmalar yapmışlardır.

Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF)

FKF’de Türk ve Kürt, sol eğilimli üniversite gençleri beraber çalışmalar yapıyorlardı. Bunlar aynı zamanda TİP yandaşı idiler. 1968 martında Doğu Perinçek FKF’nin başkanı olmuştur. Böylece FKF içinde fikir ayrılıkları başlamıştır. TİP ve FKF içindeki fikir ayrılıkları 1969 yılında zirveye çıktı. Bu durum FKF’nin 1969 yılındaki son kongresinde yeni bir şekil almıştır. Kongrede, Sosyalist Devrim (SD) ve Milli Demokratik Devrim (MDD) tezlerini savunan iki grup çarpışıyordu. FKF’deki Kürt Gençleri, SD tezini savunuyorlardı. Kongrede FKF ismi değiştirerek DEV-GENÇ’e dönüştürüldü. Düşünce bazında ise çekişme MDD tezini savunan grubun zaferi ile sonuçlanmıştı. MDD tezinin en belirgin sloganı ise “işçi – ordu – gençlik el ele, milli cephede” idi.

Bu dönemde MDD tezini savunan ve DEV-GENÇ’in tartışmasız ideoloğu ve önderi Mihri Belli idi. Belli, Marksist söylemli, Kemalist bir kişilikti. Kürtlerle de ilişkileri iyi değildi. Yeni dönemde Kemalizm öne çıkmaya başlayınca Kürt gençleri kendilerine farklı mecralar aramaya başladılar. FKF’den ayrılan Kürt gençleri DDKO’yu kurdular.

DDKO’nun Kuruluşu

1969 yılında Kürt etnisitesini öne çıkaran ve en büyük kültür ve öğrenci örgütü olan Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO) kuruldu. Bu örgütün amacı başlangıçta, hükümeti Kürt dilini tanıtmaya ve Kürtlere kültürel haklar vermeye, ikna etmek olarak görünüyordu. Ancak zamanla bu örgütün liderleri, daha devrimci, radikal ve ayrılıkçı bir retoriğe döneceklerdi.

DDKO’nun kurulmasının, Kürt dili, Kürt kültürü, Kürdoloji çalışmaları ile ilgisi vardı. Ocak, Kürt dil ve kültürünün yaşaması ve asimilasyonun engellenmesi için kurulmuştu. Kürt halkının, Türk halkından ayrı bir halk olduğunu dolayısı ile Kürtçenin de Türkçeden ayrı bir dil olduğunu vurguluyorlardı.

DDKO herhangi bir ideoloji olmaktan ziyade, Kürt Halkının varlığını, Kürt sorununun olduğunu kabul ettirmek, Kürtlerin ulusal taleplerini dile getirmek amacına sahipti. Derneğin üyeleri genellikle sosyalist, devrimci, demokrat ve yurtsever kişilerden oluşuyorlardı.

Ankara DDKO tüzüğünün ikinci maddesi, derneğin kuruluş amacına ışık tutar mahiyettedir. “Türkiye’de ileri üretim biçimine geçişin etkin unsuru olan devrimci kültürün gelişip, yayılmasını gerçekleştirmek.”

İlk önce, İstanbul DDKO, Mayıs 1969 yılında kurulmuştur. Derneğin tüzüğü ve kurucu listesi, Türk Solu gazetesinde yayımlanarak yasal prosedür başlamıştır. İstanbul DDKO’nun ilk Yönetim Kurulu Başkanı Necmettin Büyükkaya’dır. Daha sonra 24 Mayıs 1969’da Medeniyet Gazetesi’nde Ankara DDKO’nun kuruluş ilanı çıkmıştır. Yümnü Budak, Ankara DDKO’nun ilk başkanıdır. İstanbul ve Ankara’dan sonra 1970 yılında Ergani, Silvan, Kozluk DDKO; 1971 yılında ise Diyarbakır, Batman DDKO kurulmuştur.

Yeri Beyazıt Meydanı’na yakın olan İstanbul DDKO’da her hafta bir seminer veya konferans veriliyordu. Derneğin bilim kurulu vardı. Bu kurul çeşitli çalışmalar yapıp, projeler üretip derneğe sunuyorlardı. Mesela kurul üyelerinden biri olan Mehmet Emin Bozarslan, Mem u Zin adlı eseri Kürtçe yayınladı ve Türkiye’de ilk defa Latin harfleri ile Kürtçe alfabeyi çıkarttı.

İstanbul ve Ankara DDKO, müşterek bir bülteni 15 günde bir çıkarıyorlardı. Bu bültenlerde birçok fikir ortaya atılıyordu. Mesela; Ferit Öngören bir yazısında Adem-i Merkeziyet sisteminin uygulanmasını ve tüm Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yerinde yönetimi, vali ve belediye başkanlarının halk tarafından seçilmesini, eğitim, kültür, güvenlik ve sağlık gibi hizmetlerin yerel yönetimce yerine getirilmesini savunuyordu. Yine bu bültenlerde, güncel haberlerle beraber özellikle komandoların bölgede yaptıkları baskınlar, arama, tarama ve silah toplama işlemleri sırasında vatandaşa yapılan işkencelerden söz ediliyordu.

3 Mayıs 1970 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında, Devrimci güçlerle iş birliği yapılması ve DDKO mücadelesinin Türkiye’nin bütünlüğü içerisinde, Türkiye halklarının demokratik eşitlik mücadelesi olduğu vurgulanmıştır. Dernekte yapılan diğer seminerlerde, Mao Tse Tung’un “Teori ve Pratik”, Georges Politzer’in “Felsefenin Temel İlkeleri”, Lenin’in “Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı”, Karl Marx’ın “İlkel Toplum, Köleci Toplum, Feodal Toplum ve Kapitalist-öncesi Ekonomi Şekilleri” gibi kitaplar okunup tartışılıyordu.

Bütün DDKO şubelerini bir araya getirip bir federasyon oluşturma fikri ortaya atılmış ancak 12 Mart Muhtırası buna engel olmuştur. 16 Ekim 1970 tarihinden itibaren başlayan tutuklamaların ardından, 12 Mart 1971 Askeri müdahalesi sonucu, DDKO’lar Diyarbakır Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi kararıyla yasadışı ilan edilmiş ve kapatılmıştır.

DDKO’nun Kapatılması ve Diyarbakır Cezaevi

Hızla teşkilatlanan DDKO, 1971 yılında kapatıldı ve liderleri hapse atıldı. Hapse atılanlar arasında genç bir Türk sosyolog olan İsmail Beşikçi de vardı. Ekim 1971 yılında Diyarbakır cezaevine DDKO iddianamesi gelmişti. Bu iddianamede, Mümtaz Kotan, İbrahim Güçlü, Yümnü Budak, Ali Beyköylü, İhsan Aksoy, Faruk Aras, Sabri Çepik, Ferit Uzun, Mehmet Demir, İhsan Yavuztürk, Fikret Şahin, Nezir Şemikanlı, Niyazi Dönmez, Hasan Acar, Zeki Kaya, Nusret Kılıçarslan, İsa Geçit gibi öğrencilerle, Dr. Naci Kutlay, Dr. Tarık Ziya Ekinci, Av. Canip Yıldırım, Musa Anter ve Mehmet Emin Bozarslan gibi doktor, yazar ve avukatların isimleri yer almıştı. Daha sonra Diyarbakır ve diğer doğu illeri için ikinci bir iddianame hazırlanmış ve burada Mehdi Zana ve Zeki Bozarslan isimleri başta olmak üzere çoğu öğrenci birçok kişi yer alıyordu.

DDKO iddianamesinde, Kürtlerin ulusal ve toplumsal varlığını, Kürtçeyi inkâr eden, Kürtlerin aslının Türk olduğunu, Kürtçenin aslının Türkçe olduğunu iddia eden uzun bir bölüm vardı. Bu durum tutukluları iddianameye cevap vermeye kışkırtıyordu.

Dava duruşmaları 10 Aralık 1971 yılında başlamıştı. Mümtaz Kotan, İbrahim Güçlü ve arkadaşları uzun bir savunma hazırladılar. Bu savunmada Kürtlerin ulusal ve toplumsal varlığı, Kürtçenin bağımsız bir dil olduğu ayrıntılı bir şekilde dile getiriliyordu. Bu siyasal bir savunma idi. Tutuklular kendilerini değil, davalarını savunuyorlardı. Mümtaz Kotan ve İbrahim Güçlü ve arkadaşlarının ortak savunmaları 489 sayfa idi. Bu savunma da Kürtlerin varlığı ve dili ilgili bölümden başka Türkiye’de üretim biçimleri ve üretim güçleri irdelenip, Kürtlerin geri bir üretim biçimine sahip olmalarına ve mülkiyet ilişkilerine mahkûm olmalarında dair tespitler yapılıyordu. Ayrıca Pan İslamizm, Pan Türkizm, Ziya Gökalp ve Lozan Anlaşması gibi konular da savunmada ele alınıyordu. İhsan Aksoy’un içinde bulunduğu diğer grup ise 202 sayfalık ayrı bir savunma hazırlayıp burada; sosyalizm, komünizm, milli demokratik devrim ve diğer konular değerlendiriliyordu.

Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde toplanan DDKO üyesi gençlerle solcu Kürt aydınları geçirdikleri tutukluluk döneminden sonra ancak genel afla tahliye edildiler. DDKO aralarında PKK’nın da bulunduğu çok sayıda devrimci Kürt grubunun çekirdeğini oluşturması bakımında ayrı bir öneme sahiptir.

Bu yazının en başında belirtildiği gibi, bu tarihsel arka-planı bugün gündeme taşımızın sebebi, yeni bir barış sürecinin kaçınılmaz olarak yaklaştığını düşünmemizdir. Yeni sürece belki bir katkımız olur umuduyla bu köşeden ipuçları vermeye devam edeceğiz.