İçtihat Kapısı ve Dinde Reform

Yanılmışım!..

Cinsiyet(çilik) üzerinden yapılan tartışmaların hedefinin dini cemaatler olduğunu sanmıştım. Birkaç yerde de bu sürecin sonucunun Müslüman Cemaatlere dayanacağını ve onlara yapılacak operasyonlara toplumun psikolojik olarak hazırlandığını ifade etmiştim. Bu bir ihtimal olarak kendi köşesinde bekliyor.

Evet yanılmışım. Zira hedef daha büyükmüş. Hedef Müslüman cemaatlerden önce, İslam’ın kendisiymiş. Kız ve erkek çocuklarının istismarından kadınlara yapılan kötü muameleye kadar birçok sapıklığın mesnedini İslam’mış (!) gibi göstermek için, bu konular İslam ile bağlantılı bir şekilde gündeme getiriliyormuş meğer. Bir sürü iğrençlik gündemde tutularak toplumu İslam’dan soğutmak ve gerektiğinde İslam’ın kendisini tartışmaya açmak için zemin hazırlanıyormuş.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mezkûr gündemle ilgili açıklamalarını duyunca, dehşetler içinde kaldım. Konuşma metnini her kim hazırladı ise, büyük senaryoya uygun birkaç cümle eklemeyi ihmal etmemiş: 

“Anlamak mümkün değil. Bunlar ya bu asırda yaşamıyorlar, çok farklı bir dünyada yaşıyorlar. Çünkü İslam’ın güncellenmesinin gerektiğini bilmeyecek kadar da aciz bunlar. İslam’ın hükümlerinin güncellenmesi var. Siz İslam’ı 14 asır öncesi hükümleri ile bugün uygulayamazsınız.”

İrkildim. Çünkü bir kesimin bilinçli/bilinçsiz cinsiyet(çilik) ile bağlantılı açıklamalarının faturası bir şekilde İslam’a çıkarılıyor. Sanki 14 asır evvel böyleymiş de bazı din adamları 14 asır evvel yaşananları bugüne taşıyormuş. Yok asansörmüş, yok yatağın kıvrımları imiş, yok bıyıksız erkeklermiş… Sapıklığın faturası İslam’a kesiliyor. İslam üzerinde operasyon yapmanın meşru kılıfı aranıyor.

İslam, kemale ermiş bir din, tamamlanmış bir nimet ve Allah’ın hoşnut olduğu bir hayat sistemidir. İslam, yaş ve kuru her ne varsa içinde zikredilen ve kıyamete kadar taze ve canlı kalacak olan bir Kitab’a dayanmaktadır. O Kitab’ın mesajlarını, alemlere rahmet olarak gönderilen Hazreti Muhammed, bizzat yaşayarak, bütün varlığa takdim etmiştir.

Elbette zamanın şartlarının değişmesi ile bazı hükümler de değişebilir. Elbette İslam’da “içtihad” müessesesi vardır ve müçtehitler de içtihat ederler. Ama bu işleri kendini İslam’a adamış alimler yaparlar. Bu işi İmam Ebu Hanife, İmam Malik, İmam Şafii ve İmam Ahmet Hanbeli gibi müçtehitler yaparlar.

Dini zamanın şartlarına göre tecdit eden bu zevatın hayatına bakarsanız, devrin muktedirlerinin zulmüne maruz kaldıklarını ve hayatlarının bir kısmını zindanlarda ve işkencelerde geçirdiğini görürsünüz. İslam’ın hakikatlerinin, Allah’ın muradına uygun tezahürü için hayatlarını ortaya koymuşlardır. Ebu Hanife kendisine verilen “Kadılık” görevini, siyaset kurumunun etkisinde kalmamak için reddetmiş ve hapse atılmıştır. İmam Malik ise Ehl-i Beyt’e yapılan zulümleri eleştirdiği için zindana atılmıştır. İmam Ahmet b. Hanbel sırf “Kur’an mahluk değildir” dediği için zindanları, işkenceleri ve kırbaçları göze almış ve bunlara katlanmıştır.

Hangi döneme bakarsanız bakın, bütün mücedditlerin ve müçtehitlerin benzer bir kaderi paylaştığını görürsünüz. Siyasi iktidarın emri ile hareket eden ve onların istediği fetvaları verenleri ise ancak tarihin tozlu arşivlerinde görürsünüz. Bunlar Allah’ın ayetlerini türlü türlü rüşvetler karşılığında sattıklarından, kimse bunların fikirlerine itibar etmemiş ve kimse bunlara tâbi olup peşinden gitmemiştir. Kendileri gibi fikirleri de silinip gitmişlerdir.

Dinde reform veya dinin güncellenmesi konusu yeni bir tartışma değildir. 100 yıl önce de benzer tartışmalar yaşanmıştır. Cemalettin Efgani, Muhammed Abduh, Abdullah Cevdet ve daha niceleri bu konuları gündeme getirmiş ve tartışmıştır. Hatta Abdullah Cevdet’in çıkardığı derginin ismi “İçtihat” idi. Abdullah Cevdet materyalist olduğu halde dini toplum düzeni için gerekli görmekteydi. Ona göre İslam bu zamanın şartlarına yeni bir formda (reform yani) takdim edilmeliydi.

İçtihat kapısı kıyamete kadar açıktır ve ancak ehil olanlar o kapıdan içeri girebilirler. Şimdiki tartışmalara bakınca o kapının, bazı nedenlerden dolayı, bir müddet kapalı kalması gerektiğini düşünüyorum.

Gerekçelerim şunlardır:

1. Dini hükümlerde Allah’ın muradı ve rızasını bulmaktan ziyade, dünya hayatını daha rahat yaşamak ve dünyadan daha fazla zevk almak için dinde güncelleme talep edilmektedir. Yani kendi arzularını tatmine göz yumacak bir din anlayışı talebi vardır. Allah rızası ve takva talebi yoktur.

2. Siyasi iktidar kendi icraatlarına toplumsal desteği din üzerinden talep etmektedir. İcraatlarına din sosu ile kutsallık atfedilmektedir. Böylece hata ve yanlışların sonuçlarına, toplumun daha rahat katlanacağını ummaktadır. Fetvalardan beklenti de bu yöndedir. Kendilerine aykırı düşünceleri cezalandırmaktadır. Kısaca din, siyasi bir araç olarak görülmektedir.

3. Türkiye laik bir devlettir. İnanç itibari ile devlet Deizm prensipleri ile idare edilmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı da bu çerçevede çalışmalarını yürütmektedir. Tevhid dini olan İslam’ın Deist bir rejim tarafından güncellenmesi tahrip ve tahrif doğurur.

4. Eskiden İslam’a saldırı hariçten geliyordu. Dost belli ve düşman belli idi. Şimdi ise daha çok içeriden saldırılar oluyor. Kimin İslam’ın dostu, kimin düşmanı olduğu belli değildir. Böyle bir dönemde “İçtihat Kapısı” kapalı olmalıdır.

5. İçtihat ancak özgürlüğün olduğu bir ortamda veya gerçek özgür insanlar tarafından yapılabilir. Özgürlük imanın ve mükellef olmanın bir şartıdır. Bugün Türkiye’nin hapishanelerinde, iddia edildiği üzere, Kur’an tefsiri ile meşgul olan alimler varsa ve bunlar sadece siyasi iktidarı desteklemedikleri veya eleştirdikleri için hapiste iseler bu şart yerine gelmiyor demektir. Diyanet ve İlahiyat camiası da bu durum karşısında sessizdir. Sadece bu örnek bile Türkiye’de din ile ilgili bir güncelleme yapılamayacağının delilidir.

6. Günümüzde Kur’an ayetlerinin tefsiri ancak, bütün ilim dalları ile meşgul olan alimlerin bulunduğu bir heyet tarafından yapılabilir. İlmin çerçevesi genişlemiş ve bir kişinin bütün ilimleri bilip, bunların zaviyesinden Kur’an’ı yorumlaması, neredeyse imkânsız bir hale gelmiştir. Dolayısıyla içinde her alanın uzmanının bulunduğu bir heyet, Kur’an’ın ayetlerini zamanımızın ihtiyaçlarına göre yorumlayabilir ve dinin hükümlerini güncelleyebilir. Bugün böyle bir zemin ve imkân bulunmamaktadır.

Siz İslam’ı 14 asır öncesi hükümleri ile bugün uygulayamazsınız” ifadelerine Diyanet ve İlahiyat camiasından ciddi bir eleştirinin gelememesi, içtihat kapısının neden kapalı olması gerektiğini tek başına açıklamaya yeterlidir.