Sıra Ülkücülerde mi?

“Make strange bedfellows”; İngilizcede iki farklı görüşteki insan veya grubun ortak bir menfaat için bir araya gelmesini ifade etmek üzere kullanılan bir deyim. Hatta aynı isimle çekilmiş kısa bir komedi filmi de var.

Cumhur İttifakı’nı tanımlamak için kullanılabilecek en uygun deyimlerden biri bu olsa gerek. Bugünlerde Türkiye’nin muteber entelektüelleri AKP ile MHP’nin ittifakı hakkında isabetli yazılar kaleme alıyorlar. Ama neden böyle bir ittifakın kurulduğuna dair yeterli tartışma yapılmadı sanırım.

Erdoğan’ı MHP ile ittifaka zorlayan temel zaruret ne idi?

Genel kanaat; Erdoğan’ın %50, Bahçeli’nin de %10 barajını aşma endişelerinin iki lideri bir araya getirdiği ve Cumhur İttifakı’nı oluşturduğu yönünde.

Gerçek, öyle mi?

Ben ittifakı doğuran temel endişenin, seçim barajları olmadığını düşünenlerdenim. MHP ile ittifakın, Erdoğan’a kazandıracağı oyun kaybettireceği oyu karşılayacağını sanmıyorum.

Hal böyle olunca Erdoğan’ı ittifaka zorlayan mecburiyetleri tartışmak gerekiyor. Bu mecburiyetlerin başında, arkasına halk desteğini alan Erdoğan’ın arzuladığı devlet ve/veya bürokrasi desteğini bir türlü bulamaması geliyor.

İktidarla henüz buluştuğu yıllarda, Erdoğan bürokratik desteği elde etmek için ilk ittifakını, Gülen Cemaati ile yaptı. Bir taraftan Gülen’e, cemaatinin zaafı olan daha fazla kadro ve imkân sağlanırken, diğer taraftan da bu kadrolara muhaliflerine operasyonlar yaptırılıyordu. Şimdilerde ‘FETÖ’ haline dönüşenlere yıkılan suçların azmettiricisini uzakta aramamız gerekmiyor. O ilişkinin bir tarafı bugün bunun bedelini ağır bir şekilde ödüyor.

İşte Erdoğan’ı MHP ile, daha geniş bir çerçevede ise Milliyetçilerle/Ülkücülerle, ittifaka zorlayan temel duygu, boşalan kadroları kullanabileceğini düşündüğü yenileriyle doldurmak istemesidir. Kadro dedim ise, öyle sıradan kadrolar değil. TSK, Emniyet ve Adli kadroları kastediyorum. Başta Perinçek ekibi olmak üzere Erdoğan için daimî tehlike ve tehdit oluşturan sol kadrolara karşı, sağ kadroların -yani Ülkücülerin- desteği ve korumasını almak artı bir kazanım Erdoğan için. Son zamanlarda Erdoğan’ın “komünistler” diyerek bazı gruplara çatmasını Ülkücülerin gönlünü ve desteğini alma niyeti olarak değerlendiriyorum.

Pekâlâ, benim ifade ettiğim bu gerçeği Ülkücüler bilmiyorlar mı?

Ben, Ülkücülerin her şeyin farkında olduğunu düşünüyorum. Daha önce cemaat kadrolarının başına gelen hadiseyi iyi okuduklarını ve benzer bir akıbete karşı tedbirler geliştirdiklerini görüyorum. Etyen Mahçupyan ve Fehmi Koru, MHP’nin iktidar olmadığı halde iktidar gibi proaktif siyaset yaptığını yazdılar. İsabet buyurdular, ama bir noktayı atladılar sanırım.

Özellikle 15 Temmuz’dan sonra MHP, Erdoğan’ı çok hızlı hamlelere zorlayarak, bir taraftan iktidara kendi politikalarını dayatıyor, diğer taraftan iktidarı kendilerine zarar veremeyecek bir mesafe ve pozisyonda tutuyor.

Erdoğan, “24 Haziran seçimleri Türkiye için bir milat olacak, bürokratik oligarşi tamamen son bulacak” ifadelerini kullandı. Bürokratik oligarşi ile kimi kastettiğini açıklamadı ama, kastının devlette yetmiş yıldır kadrolaşanların Ülkücüler olduğu anlaşılıyordur herhalde. Şimdilerde Erdoğan’ın müttefiki olsalar bile, bu seçim vaadi ile ilerinin hedefi gösterilmiş oldu Ülkücüler.

Bakalım tarih bir kere daha tekerrür edecek mi?