Deizm Nedir?

“Deizm”, Tanrı anlamına gelen Latince “Deus” kelimesinden gelmektedir. Tanrı’ya inanmak anlamına gelmektedir. Deizmin iki temel argümanı vardır. Biri, kâinatı imar eden ama ona müdahale etmeyen Tanrı anlayışı, diğeri ise insan aklının her şeyi kavrayabileceği düşüncesi.

Esasen Deizm, köken olarak Aristoteles’in Tanrı ve âlem ilişkisi tasavvuruna dayanmaktadır. Aristoteles’e göre, Tanrı, tıpkı kendisi gibi ezeli olan maddeye ilk hareketi vermiştir. Yani Tanrı, âlemi yaratmamış ama âlemi imar etmiş ve âlemde bir sistem ve düzen kurmuştur. Fakat âlemde yani kâinatta ne olup bittiğini bilmemektedir. Bunun anlamı, Allah’ın kâinat üzerinde herhangi bir rububiyetinin olmadığını söylemektir. Rububiyetinin olmaması Allah’ın ilminin ve iradesinin olmaması ile ilgilidir. Allah’ın ilmi ve iradesi olmadığından, âlemde tasarrufu yani rububiyeti de yoktur. Aristoteles maddeye de Tanrı’nın bir sıfatı olan “Ezeli” olma hususiyetini vermektedir.  

Katolik Avrupa’da; Tanrı’nın mahiyeti, isim ve sıfatlarının, rahiplerin bilgi ve yorumları ile oluşması ve şekillenmesi, beraberinde birçok yeni değer ve sistemlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Rububiyete ortak olma anlamına gelen “teşrik-i rububiyet” kavramı ile tanımlayabileceğimiz Hıristiyanlıkta, ruhban sınıfının Tanrı ile insanlar arasında aracılık etmeleri ve dokunulmazlıklar kazanması, bilime ve bilim adamlarına Tanrı adına müdahale etmeleri Deizmin doğmasının sebepleri arasında sayılabilir.

Deizmin Aydınlanma döneminde yeniden şekillenmesinde Hıristiyanlığa ve uygulamalarına duyulan tepkilerin etkili olduğunda şüphe yoktur. Coğrafi Keşifler ile yeni inanç ve kültürler ile tanışılması, Rönesans hareketlerinin doğurduğu Hümanizm düşüncesi, Ortaçağ’dan beri devam eden din ve bilim tartışmaları Deizmin canlanmasında önemli roller oynamışlardır. Yeniçağ’da Descartes ve Kartezyen düşüncesinin rasyonalizmi ile tabii bilimlerdeki ilerlemeler de Deizmin ortaya çıkmasında etkili olmuştur.

Deizm Avrupa’da bir çok şekilde ortaya çıkmıştır. Pierre Viret (ö. 1571) ilk kez Deizm terimini Instruction Chrestienne adlı kitabında kullanır. Ama Deizmin kurucusu olarak Baron Edward Herbert (Herbert of Cherbury) (ö. 1648) kabul edilir. De Veritate(Doğruluk Üstüne) adlı eseri Deizmin özelliklerinden bahsetmektedir. İngiltere’de Deizmin yaygınlaşmasına öncülük eden Herbert of Cherbury, vahye dayalı dinlere tavır almış, “doğalın papazı” unvanını almıştır. O vahye dayanmayan bir din felsefesi oluşturmaya çalışan ilk isim olarak kabul edilir. Herbert, Tanrı’ya ve ahiret gününe inandığı halde kutsal metinlere şüphe ile bakmış, ruhban sınıfını eleştirmiş ve insan aklının hakikati bulabileceğine inanmıştır. Kutsal metinlerin aklın kritiğine tabi tutulması gerektiğini ileri sürmüştür.

Herbert of Cherbury’den sonra Deizmin gelişimine katkıda bulunan en önemli düşünür Thomas Hobbes’tur. Hobbes, Tanrı’dan bize doğrudan vahiy gelmediği halde, peygamberlerin vahiy diye takdim ettikleri sözlere inanan insanların, aslında Tanrı’ya değil, sözü nakledene inandıklarını söyler. Bundan kurtulmanın yolu söylenen sözlerin aklı doğal ilkeleri ile eleştirmekten geçmektedir. Aklı kullanmamanın neticesi safdilliktir. Safdil insanlar tabiatı bilmediklerinden ve öğrenme cesaretini gösteremediklerinden imkânsız şeylere inanmaya meylederler. Hobbes, vahiy ve peygamberlerin icraatlarına inanmanın kaynağının bu safdillik olduğunu ima eder.

Hobbes’tan sonra Deizmin gelişimini etkileyen en önemli düşünür, Aydınlanma düşüncesinin de öncülerinden biri olan Benedictus (Baruch) Spinoza’dır (ö. 1677). O, Tractatus Theologico Politicus yani Teolojik-Politik İnceleme adlı eserinde peygamberlik, vahiy, mucize, ibadetler ve tanrısal kanunlar hakkında analizlerde bulunmuş ve kutsal metinlerin kimler tarafından yazılmış olabileceğine dair sorgulamalar seslendirmiştir. Metafizik birçok hadiseyi hurafeye ve hurafeyi de insanın korkularına bağlayan Spinoza, bütün insanların tabiatları gereği hurafelerin pençesinde olduğunu söyler.

Aydınlanma düşüncesinin bir diğer önemli mimarı olan İngiliz filozof John Locke (ö.1704) da Deizmin gelişimini etkileyen önemli düşünürlerdendir. İnsan aklının bilginin teşekkülünde en önemli rolü oynadığını söyleyen Locke’un vahiy ile alakalı düşünceleri ve akıl-vahiy ilişkisine dair yorumları Deizmin gelişimine katkıda bulunmuştur. 

Deizmin önemli bir özelliği de Tanrı’yı yüceltmeleri ve O’nun aşkınlığına inanmaları idi. O’nun aşkınlığının gereği olarak O, kâinat ile ilgilenip ona müdahale etmez. Tanrı sadece kendisi ile ilgilenir. İnsanların taşıdığı şekil, vasıf ve eylemleri Tanrı’ya isnat etmek O’na karşı saygısızlık ve O’nun yüceliğine zıttır. Tanrı âlem ile ilgilenmediği gibi insan ve davranışları ile de ilgilenmez. Dolayısı ile insanın Tanrı’dan yardım istemesi ve O’na dua etmesi anlamsızdır. Tanrı kâinata ve insana müdahale etmediğinden, insanın duasına icabet edip, tabiat veya herhangi bir insan üzerinde tasarrufta bulunması gibi bir durum da yoktur. Tanrı dünyayı insan bırakmış ve insan dünya ve kendi ile baş başadır.    

Akıl ile idrak edilebilen ama günlük hayatta insanlara bir faydası olmayan Tanrı tasavvurunu savunan Deizm inancının neticesi olarak “Tabii din” kavramı doğmuştur.

Tabii dinin iman esaslarını belirleyen Deizme göre;

1- Tanrı maddeye hareket vermiştir ve kâinatın yaratıcısı veya mimarıdır.
2- Tanrı kâinatı bir düzen ve sistem içinde tıpkı bir saat gibi kurmuş ve kainat bir fabrika gibi kendi kendine işlemeye devam etmektedir. Artık Tanrı’nın bu işleyen sisteme herhangi bir müdahalesi söz konusu değildir.
3- Kutsal denilen metinler akla uygun olmalıdır. Akıl ve bilim hakikati ve Tanrı’nın muradını anlamak için yeterlidir. Akla uymayan kutsal metinler reddedilir. Vahiy, keramet ve mucize yoktur.
4- Münezzeh olan Tanrı insanın mükemmel ve mutlu olmasını murad etmektedir. Zaten bütün dinlerin amacı da insanların mutluluğu ve erdemidir. Bütün dinler esasında Tabii dinlerdir.

Bazı düşünürler Hristiyanlığa inanmakla beraber aklın da birçok hakikate ulaşabileceğini söylemişlerdir. Hristiyanlık ile akıl arasında herhangi bir uyuşmazlığın ve çatışmanın olmadığını, Hristiyanlığın akıl ve mantık dini olduğunu ifade etmişlerdir. Eğer akla uymayan bir inanç varsa, bunlar sonradan Hristiyanlığa sokulmuş hurafelerdir ve Hristiyanlığın bu hurafelerden temizlenmesi gerekir. Dini metinlerin sadece din adamları tarafından yorumlanamayacağını, her kişinin kendi aklı ile bu metinlerin hakikatini anlayabileceğini iddia etmişlerdir.

Deistlerin en önemli özelliği zayıflatılmış ama var olan bir din inanışını benimsemeleridir. İnsanlar tarih boyunca bir dine inanmıştır. Hatta Ateizm bile bir inanış biçimidir. Bu realite inkâr edilemeyeceğine göre aşkın bir Tanrı’ya inanıp bununla manevi tatmin yaşayan, ama dünyevi işleri akıl ve bilimin rehberliğinde çözmeye çalışan, dini, bazı ahlak kuralları ile sınırlayan bir inanç biçimi olarak görebiliriz.

Yukarıda Deizmin Avrupa’daki serüvenini ve gelişimini aktardım. Son zamanlarda Türkiye’de de Deizmin yükselişe geçtiği ifade ediliyor. Hem geçmişin Avrupa’sında hem de günümüzün Türkiye’sinde Deizmin yükselişe geçmesinin saiklerinin ortak olduğu aşikardır.

Bu ortak saikleri şöyle özetleyebiliriz: Siyasetçilerin ve siyasallaşmış din adamlarının dini ve inancı kendi çıkar ve menfaatleri doğrultusunda istismar etmeleridir. Dolayısı ile topraktan yaratılmış fani insanlar, bu uygulamalara bakınca, doğal olarak yanlışların ve haksızlıkların dinden ve inançtan kaynaklandığını düşünmektedirler. Bu durum Tevhitten uzaklaşmanın ve Deizme yaklaşmanın temel sebebi olmaktadır.