Ülkücülerin Zaferi

24 Haziran Seçimlerini kim kazandı?

Bu sorunun cevabı, değerlendirmeye esas olan kriterlerinize göre değişir.

Mesela seçimlere yüzdelik rakamlarla bakarsanız, birçok kazanan ve birçok kaybeden görürsünüz. Seçimi altı aday arasındaki bir rekabete göre değerlendirirseniz, o zaman Başkanlık Yemini yapmaya hak kazanan Sayın Erdoğan’dır.

AKP 2011 seçimlerinde %49,8 alarak kendi rekorunu kırmıştı. Sürekli hedef yükselten Erdoğan’ın bir sonraki seçimlerde hem rejimi değiştirmek hem de “Başkan” olabilmek için daha fazla halk desteğine yani seçmene ihtiyacı vardı. Bunun için de Kürtlerin oylarına yöneldi ve “Açılım” programını yürürlüğe koydu. Daha önce uzakta durulan kişi ve partiyle beraber bir yol haritası çizildi ve bu program uygulamaya konuldu. 3-4 yıl süren yoğun ve tartışmalı bir sürecin sonunda gidilen sandıklar, Erdoğan için tam bir hayal kırıklığı oldu. Erdoğan’ın partisi %9 oy ve Meclis çoğunluğunu kaybetmişti. Ama beraber çalıştığı Kürt siyasi hareketi %13 ile barajı aşmıştı. Erdoğan’ın bütün emekleri HDP’nin hanesine yazılmış ve Erdoğan kendi eliyle bir muhalefet partisinin barajı aşarak Meclis’e girmesini sağlamıştı. Türkiye için iyi olsa bile Erdoğan’ın siyasi geleceği için kötü olmuştu.

Bundan dolayı HDP ile beraber yürütülen müzakere masası devrildi. Terör tırmandı. Güvenlikçi politikalar devreye girdi. 5 ay sonra yapılan seçimlerde Erdoğan’ın partisi kendisine emanet edilen 9 puan ile tekrar Meclis’te çoğunluğu sağladı.

Erdoğan kendisine emanet edilen oyların, kendisinin öz malı oylar olduğunu zannetti. Açılım sürecinde yaptığının tam zıddı bir politikayı benimsedi. Oylarını daha da arttırmak için yoğun güvenlikçi politikalarla dolu 3 yıllık bir sürece girdi. Milliyetçi söylem, terörle mücadele, Suriye’ye operasyon ve en son Kandil operasyonu gibi atraksiyonlarla oylarını arttırmanın yollarını aradı. Bütün devlet imkanlarını kullandı. Emrindeki muazzam medya gücü milliyetçi söylemi topluma boca etti. Dün Öcalan’a methiye düzenler bugün banal milliyetçi bir söylem ile oy devşirmeye çalıştılar.

Tarih ilginç bir şekilde tekerrür etti ve günün sonunda Erdoğan’ın 3 yıllık emeği Ülkücülerin hanesine yazıldı. Erdoğan ikinci kez hayal kırıklığına uğradı. Açılımın meyvesi HDP’nin barajı aşması olmuştu. Güvenlikçi politikaların neticesi de üç Ülkücü partinin Meclise girmesi oldu. Üstelik artık MHP ve İYİ Parti’nin baraj sorunu da kalmamıştı. Hal böyle olunca bu seçime “Ülkücülerin Zaferi” demek abartı olmayacaktır. Bu zaferin Türkiye için çok iyi olduğunu düşünüyorum.

Bu seçimlerin Erdoğan’a bakan yönü, biraz da Pirus zaferine benziyor. Erdoğan, Ülkücülerin emanet oyları ve desteği ile Başkan oldu. AKP listelerinden Meclise giren Sayın Türkeş ve Sayın Destici gibi Ülkücüleri de dahil etsek, yeni Mecliste ciddi bir Ülkücü muhalefet olacak. Bu durum Erdoğan’ın hareket alanını sınırlayacaktır. Üstelik Erdoğan’ın Ülkücülerin desteğine ihtiyacı olacak.

“24 Haziran seçimleri Türkiye için bir milat olacak, bürokratik oligarşi tamamen son bulacak” diyen Erdoğan, yeni dönemdeki hedeflerinden birini de bürokratik oligarşiyi tamamen yok etmek olarak açıkladı. Bürokratik oligarşiyi yok etmek ise hedef, Ülkücü kadrolar da doğal olarak bu hedef kitlenin içindedir.

Erdoğan’ın önünde iki seçenek bulunmaktadır: Ya iktidarı Ülkücülerle paylaşmak, ya da 2015 yılındaki gibi yeni bir keskin dönüş yaparak, bu sefer Ülkücülerle mücadeleye girişmek.

Sizce Erdoğan, iktidarı başkası ile paylaşır mı?