Ergenekon‘a Uzlaşma Çağrısı

 

İster iktidarda olsun ister muhalefette olsun siyasi partilerden beklenen şey, memleketin sorunlarına çözüm üretmeleridir. Yüz yıl önce olduğu gibi bugün de siyasi partiler memleketin sorunlarına çözüm üretmek yerine çatışmayı, kavga etmeyi tercih ediyorlar. Üstelik kendi aralarında kavga ederken, toplumu da bu kavganın içine sürüklemeye çalışıyorlar. Çünkü bölünmüş ve parçalanmış bir toplumun sırtından oturdukları koltukları, sonsuza kadar koruyabilir, zahmetsiz ve yüksek maaşların tadını çıkarabilirler. Kendilerinden sorun çözmeleri beklenenler, toplumsal kutuplaşma ve yırtılmalardan istifade ettiklerinden bir uzlaşma ve barış ortamı için samimi bir gayret göstermiyorlar.

Son düzenlemelerle işlevini iyice yitirmiş Meclis, artık kendisi başlı başlı bir sorun olmaya başladı. Bir devlet krizinin merkezinde duruyor Meclis.

Evet, bir “devlet krizi” yaşanıyor. Her gün biraz daha ağırlaşan bir devlet krizi. Devlet yıkılmanın ve ülke parçalanmanın eşiğine gelmiş durumda. Devleti ayakta tutan bütün müesseseler ağır darbeler almış. Bundan dolayı krizleri krizler takip ediyor. Asker, polis, hakim, savcılardaki tedirginlik zirveye çıkmış. Herhangi bir ankesörlü telefondan gelebilecek bir çağrı, hayatlarını sonsuza kadar karartabilir. Kimse güvende değil. Herkes, her an bir komploya kurban gidebilir.

Bu gün memlekette herkes potansiyel bir terörist adayıdır. Her an kuvveden fiile geçebilecek bir vehim ile gerçek bir terörist gibi yargılanabilirsiniz. Yargılayanlar da bundan azade değil. Onlar da, her an, daha önce mahkum ettiklerinden biri ile, münavebeli olarak bir sünger yatağı paylaşmaya başlayabilir. Bunun binlerce örneği var şu an Türkiye hapishanelerinde.

– Reklam –

Ekonomik kriz her gün biraz daha derinleşiyor. Devleti yönetenler para bulmak için kapı kapı borç arayışındalar. Sanki yaşanan kriz, kendi başarısız politikalarının sonucu değilmiş gibi olmadık kişilerle kavgalara tutuşuyor ve bunun üzerinden de kendi iktidarlarını tahkim etmenin yollarını arıyorlar.

Tablo vahim. Siyasetçilerden ümidimi kestim çoktan. Bundan dolayı, devlet ve milleti kurtarmak için, doğrudan millete ve milletin doğal temsilcisi toplumsal gruplara hitap etmeye karar verdim.

Kapkaranlık bir tabloya benzeyen bu devlet krizini doğuran sebepleri bulabilirsek, çözüme daha hızlı ulaşabiliriz.

Bu devlet krizinin zemini, yaklaşık olarak, 2010 yılından itibaren inşa edilmeye başlandı. Kökü kuzeyde kolları içeride bir karanlık güç, devlet içindeki toplumsal grupları birbiri ile çatıştırarak devleti zayıflatmayı, diz çöktürmeyi ve böylece yıkmayı düşünüyor.

Türkiye’de devletin ikbal ve istikbalini en çok düşünenler, devlet hizmetine girerek orada hizmet etmeye çalışan gruplardır. Bu grupların ilkini Ergenekon adı verilen ve bir zamanlar talihsiz bir şekilde ETÖ denilerek terörist ilan edilen grup oluşturur. Ergenekon homojen bir grup olmamakla birlikte Türk Milliyetçisi ve devletin bekasını herşeyin önünde tutan insanlardan oluşmaktadır.

Devletçi bir diğer yapı ise Gülencilerdir. Şimdi onlara da FETÖ deniliyor. Onların hikayesine bütün Türkiye’nin vicdanı şahittir.

Bugün Türkiye’nin içine düştüğü durumdan; adeta devleti kutsayan bu iki grup sorumludur. Çünkü bir karanlık düşüncenin emellerine araç olup birbirleri ile anlamsız ve amansız bir kavgaya tutuştular. Önce ETÖ operasyonlarına şahit olduk ve medya araçları aylarca ve yıllarca bu haberleri servis ettiler. Şimdi de FETÖ haberleri…

Kim kazanıyor, kim kaybediyor?

Dün Ergenekon idi kaybeden, bugün Gülenciler. Aslında ikisi de kaybediyor ve kazanan başkası. Bunu görüyorlar mı? Emin değilim. Önce Gülencilere destek verip Ergenekonculara saldırdılar, şimdi de Ergenekonculara destek verip Gülencilere saldırıyorlar. Yarın tekrar Ergenekonculara operasyon yapılacağından şüphe etmiyorum. Zamanı gelince toplanmak üzere listeleri hazırlanmış, adresleri belirlenmiştir bile. Sadece en doğru zaman bekleniyordur.

Nereden mi biliyorum?

Tarihten biliyorum.

Birinci Dünya Savaşı’nda Türkiye toprakları işgale uğrayınca bugünkü Ergenekoncuların dedeleri olan İttihatçılar, vatan aşkı ile Anadolu’ya geçmiş ve Müdafa-i Hukuk Cemiyetlerini organize etmişlerdi. Mustafa Kemal Paşa’ya kanının son damlasına kadar sahip çıkmışlardı. Onun liderliği altında düşmanları bu topraklardan atmaya muvaffak olmuşlardı. Ama Mustafa Kemal Paşa kendi otoritesi için tehlike gördüğü İttihatçılardan pek haz etmiyordu. Onları kendi iktidarını tahkim etmek için kullandı. Sonrasında ilginç bir şekilde İttihatçıların kimi suikaste uğradı, kimi de intihar(!) etti. Evet Şeyh Said hadisesi ve İzmir Suikastı ile İttihatçılar birer birer yok edildi. Düşünün Kara Kemal gibi bir İttihatçı bir tavuk kümesinde intihar(!) edecek. Akıl mantık bunu kabul edecek ve tarih kitapları böyle yazacak…

15 Temmuz Darbesi’nden sonra Türkiye, Şeyh Said Olayı sonrasındaki atmosferin benzerini yaşıyor. O olaydan sonra Misak-ı Milli içerisindeki bazı vatan topraklarından feragat edilmişti. Şimdi de benzer tehlikeler vardır. Sonra İttihatçıların başına gelenler…

Ergenekoncu dostlara diyeceğim o ki; bu iş bir Giritli Şevki’nin gizli tanıklığına bakar.

İş işten geçmeden, vakit çok geç olmadan, devlet yıkılmadan ve ülke parçalanmadan şu anda birbiriyle çatışan grupların bir uzlaşmaya varıp, devletin ve milletin bekası için beraber çalışmalarına her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. Böyle bir uzlaşma ile memleketin rahat bir nefes alacağından kimse şüphe etmemelidir.

Yeni bir siyasi oluşumu, beraber başlatmak akıllıca bir hareket olur.

 

 

Reklam