Erdoğan’ın iskân politikasının hedefi nedir?

İskân, bir devletin nüfusun bir kısmını büyük veya küçük gruplardan halinde bir coğrafyaya zorunlu yerleştirmesine denir. Gönüllü olmayan bu göç hareketinin en belirleyici nedeni devletin siyasi hedefleridir. Savaşlar ve bazı iç karışıklıklar devlete, demografiyi yeniden dizayn etme fırsatı sunar. Buna doğal afetler de eklenebilir. İskân bazı durumlarda ise bir sürgün politikasıdır.

Osmanlı Devleti kuruluşundan itibaren iskân siyasetini benimsemiştir. İster topraklarına toprak katarken, ister toprak kaybederken olsun, üç temel hedefi gerçekleştirmek için iskân politikaları uygulanmıştır.

Eldeki mevcut topraklar üzerinde ırk, din ve mezhep dengesini sağlamak, nüfusun ekonomiye katkılarını artırmak ve bazı grupları devlete zarar veremeyecek bir mesafede tutmak. Türkler (Yörük-Türkmen aşiretleri) dahil, hemen her din ve mezhebe mensup gruplar bu politikadan nasibini almıştır. Osmanlı’nın son dönemleri ile Cumhuriyet devrinde iskân politikalarından en çok etkilenenler ise Kürtler olmuştur.

Osmanlı Devleti’nde Kürtlerin batı vilayetlerine iskanı II. Mahmut döneminde başlar. Devletin merkezileşmesini sağlamak amacıyla Kürt Emirlikleri ortadan kaldırılarak bazı aşiret mensupları batı vilayetlerine göç ettirilmişti. Bu dönemden sonra Kürtlerin göçertilmesi bir devlet politikasına dönüşmüştür. Bilahare İttihat ve Terakki yönetimi de hem Rus istilasından kaçan Kürtleri hem de isyan eden Kürt aşiretlerini batı vilayetlerine göçe zorladı. İttihatçılar devletin bütünlüğüne tehlike olarak gördükleri Kürtlere karşı böyle bir yola başvurmuşlardı. Bu dönemdeki Kürt aşiretlerinin iskân haritası aşağıdadır.

(Kaynak: Fuat Dündar: İttihat ve Terakki’nin Müslümanları İskân Politikası 1913-1918)

Mustafa Kemal Atatürk de Kürtleri batı vilayetlerine göç ettirmiştir. 1925 tarihli Şeyh Said Hadisesi münasebeti ile Cumhuriyet dönemindeki Kürt sürgünleri başlamıştır. Tarihçi Mete Tunçay, batı vilayetlerine göç ettirilen Kürtlerin yerlerine, Türkiye dışından gelen muhacir Türklerin yerleştirildiğini ifade eder. Örnek olarak, 1932 yılından sonra Romanya’dan Türkiye’ye gelen 14 bin muhacirin Elâzığ ve Diyarbakır’a yerleştirilmeleri verilebilir. Ayrıca Muş, Van ve Iğdır illerine yerleştirilenler de olmuştur.

Hükümet, 1097 sayılı ‘Şarktan Garba Nakledilecek Kişiler Hakkında Kanun’ ile doğu illerinde köklü bir değişim yapmayı hedeflemiştir. Buna da örnek vermek gerekirse, Halikanlı aşiretinden 154 aile Edirne, 100 aile Tekirdağ, 26 aile Kırklareli ve 125 aile de Aydın vilayetlerine gönderilmişti. Daha sonra 1930 Ağrı ve 1937 Dersim hadiseleri münasebeti ile yeni düzenlemeler yapılarak batıya sürgünler devam etmiştir.

İttihat ve Terakki ile benzer kaygılar taşımanın yanı sıra Atatürk, iskân politikasını Kürtleri asimile etmenin araçlarından biri olarak görüyordu. Çünkü Atatürk, Türk milliyetçiliği esaslarına dayalı bir devlet kurmuştu ve sınırlar dâhilinde yaşayan bütün unsurları Türkleştirmeye çalışıyordu. Hem İttihat ve Terakki yönetimi hem Mustafa Kemal’in devletin toprak bütünlüğü kaygısı iskân için belirleyici olmuştur diyebiliriz.

Bütün savaşların beraberinde göçleri tetiklemesi gibi, Suriye iç savaşı da büyük bir göç hareketini tetiklemiş ve milyonlarca kişi zorunlu olarak yer değiştirmişti. Bundan dolayı Türkiye de bir göç hareketi ile karşılaşmış ve bu harekete karşı bir iskân politikası belirlemek durumunda kalmıştı.

2017 tarihli, T.C. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından hazırlanan ‘Türkiye’deki Suriyelilerin Demografik Görünümü, Yaşam Koşulları ve Gelecek Beklentilerine Yönelik Saha Araştırması’ isimli rapora göre Türkiye’ye göç eden Suriyeli sayısı 3 milyon 20 bin 654 kişidir. Aradan geçen süre eklenince bu sayının 3 milyona oldukça geçtiğini tahmin edebiliriz.

Devletin yani Erdoğan’ın Suriyelilere yönelik nasıl bir iskân politikası yürüttüğünü tam olarak bilemiyoruz. Ama aşağıda da verdiğimiz AFAD tarafından hazırlanan listeye bakarak bazı değerlendirmeler yapabiliriz.

Evvela Türkiye’de kamplara yerleştirilen Suriyeliler; Hatay, Gaziantep, Adana, Malatya, Kahramanmaraş, Adıyaman, Osmaniye ve Kilis gibi Fırat’ın batısındaki şehirler ile Şanlıurfa ve Mardin gibi Fırat’ın doğusundaki şehirlerdedir. Binaenaleyh en çok Suriyelilerin yerleştiği şehirler İstanbul’dan sonra Şanlıurfa, Hatay, Gaziantep, Adana, Mersin ve Kilis’tir. Bu açıdan bakıldığında Suriyelilerin iskân siyasetinin, Türkiye’nin Suriye’de uyguladığı siyaset ile uyumlu olduğunu söyleyebiliriz. O da ‘Kürtlerin Akdeniz ile olan bağlarının koparılması’ olarak tanımlanabilir. (Bu cümlenin, içinde çok sorular barındırdığının farkındayım ve bilerek yazıyorum.)

İkinci olarak Hatay, Gaziantep, Kilis ve Şanlıurfa gibi şehirlerde demografik yapı Kürt nüfusun aleyhine değişmiştir. Türkiye’nin bazı şehirlerinin demografisinin değişmesi hangi politikalara hizmet etmektedir? Amaç sadece bazı şehirlerde Kürt nüfusunun dengesini mi bozmaktır? Mesela Van, Diyarbakır, Bitlis, Bingöl, Tunceli ve Hakkâri gibi şehirlerin demografisine neden müdahale edilmemektedir? Ben, bu şehirlerin demografik yapısı değiştirilsin demiyorum. Ama eğer İttihatçılar veya Atatürk olsa idi, Diyarbakır-Van hattını da tercih ederlerdi. Erdoğan neden bu hattı değil de Fırat’ın çevresini tercih ediyor?

 

Bir de Suriyelilerin en çok yerleştiği şehirler, Bakü-Ceyhan Boru Hattı ile Irak-Türkiye Boru Hattı’nda bulunan şehirlerdir. Bu bir tesadüf müdür yoksa çok daha büyük bir planın parçası mıdır? Enerji yollarının güvenliğinin her gün biraz daha önem kazandığı günümüzde, Suriyelileri enerji güzergâhlarına yerleştirmek ile ne hedeflendiğini doğrusu çok merak ediyorum.

(Kaynak: http://www.selosepet.com/turkiyede-boru-hatlari-ve-hava-yolu-ulasimi-nasildir/)

Krizleri fırsatlara çevirmeyi başaran Erdoğan’ın, Suriyeli mülteciler üzerinden büyük planlar yaptığını herkes biliyor. Fakat Erdoğan’ın uygulamaya çalıştığı iskân politikalarının Türkiye’nin geleneksel politikaları ile pek uyuşmadığı da aşikârdır. Dolayısı ile bu politikalar Erdoğan’ın şahsi emellerine hizmet etse bile, Türkiye’nin geleceğine daha büyük sorunlar taşıyacağı bir gerçektir.