Cinnet Destanı

 

“Cemiyet, ah cemiyet, yok edilen ruhiyle;

Ve cemiyet, cemiyet, yok eden güruhiyle…”

Necip Fazıl’ın “Muhasebe” şiirindeki bu iki dize; ruhu yok edilen bir cemiyetin nasıl yok eden bir güruha dönüştüğünü enfes bir şekilde özetlemiş.

Bizim toplumumuzu, toplumun bakış açısını, hadiseler karşısında duruşunu ve toplumsal grupların birbirine yaklaşımını değerlendirenler büyük oranda bir cinnetin yaşandığını ifade etmektedirler. Toplum, adeta, kendi kendini yiyip bitiren bir metabolizmaya düşünmüş. Nasıl ki, ileri derecede şizofren bir hastanın en yakınlarından; mesela babanın evladından yahut evladın baba ve kardeşlerinden başlayarak öldürmesi gibi, insanımız da birbirinin adeta düşmanı olmuş ve ötekinin yok olması için çalışıyor.

Toplumun bu hale düşmesinin en önemli sebebinin, Ziya Gökalp’in tanımı ile katmerli cehalet anlamına “cehl-i mürekkep” olduğu bir gerçektir. Cehl-i mürekkep, bir kişinin; “bilmemesi, bilmediğini de bilmemesi ve üstelik kendini biliyor zannetmesi” olarak tarif edebilir. Toplumumuz cehalet hastalığına düşmüş olabilir. Talihsizliğin büyüğü ise, toplumun bu hastalığını istismar edip onları delirtmek sureti ile kendi hedefleri için kullananların varlığıdır.

Bir toplum nasıl delirtilir veya sıradan bir insan nasıl bir işkenceciye dönüştürülür?

Sosyal psikoloji alanına giren bu konuda yapılmış ve literatüre giren önemli araştırmalardan biri de Soloman Asch’ın yapmış olduğu ve kendi adını verdiği Asch Deneyidir. Deneyin amacı bireylerin karar verme sürecinde çevresinin etkisinde kalma oranını tespit etmektir.

Deney şöyle yapılır:

Deneklere bir “görüş” testine girdikleri söylenmektedir. Onlara üzerinde farklı uzunluklarda çizgiler olan iki kart gösterilmekte ve çizgilerin boyları sorulmaktadır.

Asch_experiment.svg

Deneye katılan gruptakilerden biri (denek) hariç, diğerlerinin hepsi Asch’ın asistanları idi ve bilerek resimdeki çizgilerin eşit uzunlukta olduklarını söylüyorlardı. Soruya en son cevap veren denek, bütün yanlış cevapları duyduktan sonra kartlardaki çubukların uzunlukları hakkında fikrini söylüyordu. Deney sonucunda deneye katılanların %32’sinin yanlış cevabı tasdik ettikleri ve çubukların eşit uzunlukta olduğunu söyledikleri görülmüştür.

Bu deney ruhu yok edilen bir cemiyetin şeytani araçlar kullanılarak nasıl yok eden bir güruha dönüşeceğini ifade ettiği gibi, Kur’an’da anlatılan eski kavimlerin nasıl helak olduklarına da cevap vermektedir.

Araf Suresi’nde sırası ile Nuh Kavmi, Ad Kavmi, Semud Kavmi, Lut Kavmi, Medyen Halkı, Firavun Halkı ve İsrailoğulları’nın helak oluşları anlatılır. Bu kavimlerin liderleri tarafında nasıl saptırıldıklarının resmedilir. Onların en önemli ortak özelliği ise, gerçek anlamda iman etmemeleri ve bundan dolayı Allah’ın onlara şeytanları ve şeytanlaşmış kimseleri musallat etmesidir. “Doğrusu Biz şeytanları iman etmeyenlerin dostları yapmışızdır.”(7/27)

O kavimler, yoldan çıkışlarını liderlerine şöyle bağlamaktadırlar: “Onlar çirkin bir iş yaptıklarında: “Babalarımızı bu yolda bulduk, esasen Allah böyle yapmamızı emretti” derler.”(7/28) Hazreti Hud, Ad kavmini doğru yola davet edince kavmin ileri gelenleri şu cevabı verir: “Kavminin kâfir yetkilileri: “Biz, dediler, seni bir çılgınlık, bir beyinsizlik içinde bocalar görüyoruz ve senin yalancılardan biri olduğunu düşünüyoruz.” (7/68)“Yâ!” dediler “Sen bize yalnız Allah’a ibadet edelim, atalarımızın taptıklarını ise bırakalım diye mi geldin?”(7/70)

Hazreti Salih de Semud kavmine gönderilmişti. “Kavminden büyüklük taslayanlar, içlerinden zayıf görünen müminlere alay yollu: “Siz, gerçekten Salih’in Rabbi tarafından size elçi olarak gönderildiğini biliyor musunuz?” dediler. Onlar da: “Elbette, biz onunla gönderilen her şeye inandık, iman ettik” diye cevap verdiler. O kibirlenenler ise, “Doğrusu, biz sizin iman ettiğiniz şeyi inkâr ediyoruz” dediler.” (7/75-76)

Lût Peygamber de kavmini doğru yola davet edince kavmi şu cevabı vermişti: “Çıkarın bu adamları memleketinizden! Çünkü bu beyler pek temiz insanlar!” (7/82)

Nuh, Ad, Semud ve Lût kavimlerinde işlenen cürümlerin hepsi bizim toplumda işlenir işlenmesine ama daha çok Medyen halkının toplumsal hastalıkları bizim toplumumuzda yaygınlaşmıştır.

“Medyen ahalisine de içlerinden biri olan Şuayb’ı gönderdik. “Ey benim halkım!” dedi, “yalnız Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka tanrınız yoktur. İşte size Rabbinizden açık delil geldi.” “Artık ölçüyü, tartıyı tam yapın, insanların haklarını eksiltmeyin, halka haksızlık etmeyin, ülkede düzen sağlanmışken fesat çıkarıp huzuru bozmayın. Bana inanıp bu dediklerimi yapmanız sizin için elbette hayırlıdır.”(7/85)

“Hem öyle tehditler savurarak, yol başlarını tutup, Allah’a iman edenleri Allah’ın yolundan çevirmeyin ve bu yolun eğri büğrü olduğuna dair, şüpheler verip halkı yanıltmayın!” “Hem düşünün ki bir zaman siz sayıca pek az idiniz. Öyle iken Allah sizi çoğalttı. Ülkeyi bozan o müfsitlerin sonunun nasıl olduğuna bakın da ibret alın!”(7/86)

“Halkından kibirlenen eşraf grubu: “Bak Şuayb!” dediler, “yeminle söylüyoruz: Ya dinimize dönersiniz. Ya da seni de sana inanan taraftarlarını da ülkemizden süreriz!”(7/88)

Mezkûr beş kavmin helak sebebini Kur’an şöyle özetlemektedir:

“İşte o ülkelerin haberlerinden bir kısmını sana böylece anlatıyoruz. Oraların halklarına peygamberlerimiz açık deliller, mucizeler getirdiler. Fakat onlar iman etmediler. Çünkü ondan önce tekzip ve inkâr etmeyi âdet haline getirmişlerdi. Allah kâfirlerin kalplerini işte böyle mühürler!” (7/100) “Biz onların çoğunda sözünde durma diye bir şey bulmadık; onların ekserisinin sadece itaat dışına çıkmış kimseler olduğunu gördük.”(7/101)

İnkâr, yalanlama, sözünde durmama ve açıktan ve utanmadan suç işleme bu kavimlerin ortak özelliği olarak anlatılır. Elbette onları bu yola sokan kanaat önderlerinin ise babaları, ataları ve liderleri olduğu bir başka vakıadır. Tıpkı Asch’ın deneyinde asistanların denekler nezdinde bir kanaate sebep olmaları gibi.

Günümüze gelecek olursak; bizim toplumumuz üzerinde de çok büyük psiko-sosyal bir operasyon yapılmış ve yapılmaktadır. Bu operasyonu yapanlar ise güç ve iktidarı ele geçirip bir daha bırakmamaya azmetmiş iktidar sahipleridir. Ben iddia ediyorum ki; uzun yıllardır devam eden psikolojik operasyonlar sonucunda AKP’nin gerçek oy oranı %32 civarındadır. Tıpkı Asch’ın deneyindeki sonuç gibi.

Sihir ve büyü yaparak halkı yanıltan geçmiş mağrurların sihirbazları gibi; medya organları vasıtasıyla halkı efsunlayan ve tatlı hülyalara sürükleyen gazeteciler, televizyoncular, sanatçılar, sporcular, cemaat ve tarikat liderleri, muhalif gözüken siyasi partiler ve liderleri, işadamları ve kadınları, farklı renklerde ortaya çıkan sivil görünümlü dernek, vakıf ve örgütlerin hepsi ama hepsi, tıpkı Asch’ın deneyindeki asistanları gibi, halkı yanıltmakta ve hatta delirtmektedir.

Milyonlarca insanı efsunlamak ve günün sonunda cinnet kıvamına getirip, kendinize itaat ettirmeyi bir başarı olarak görebilirsiniz. Ama cinnet geçiren bir toplumu kontrol altında tutmak çok daha zor hatta imkansızdır.

Reklam