Önce Saddam Sonra Erdoğan

Türkiye Fırat’ın doğusunu yani Suriye’nin bir bölümünü işgal mı ediyor?

Türkiye bu işgal sırasında kimyasal silah kullanıyor mu?

Türkiye DEAŞ’a yardım ediyor mu?

Bu üç soruya Türk hükümetinin verdiği cevap net. Hükümete göre Türkiye asker gönderdiği bölgeyi işgal etmiyor. Başka bir şey yapıyor. Suriye’ye giriyor ve oradan da çekilmeyeceğini bütün dünyaya deklare ediyor. Ama işgal etmiyor.

Savunma Bakanı TSK’nin envanterinde kimyasal silah olmadığını söylüyor. Dışişleri Bakanı da Türkiye’nin hiçbir zaman kimyasal silah kullanmadığını ifade ediyor. Bunun bir yalan, iftira ve kara propaganda olduğunu bildiriyor.

Ayrıca Türkiye, yıllardır DEAŞ ile savaştığını söylüyor. DEAŞ’a yardım edildiği iddialarını cevaplamak üzere BBC’ye çıkan Türkiye’nin İngiltere Büyükelçisi, bunun nerede ve ne zaman yapıldığını tam açıklayamasa bile, Türkiye’nin DEAŞ ile göğüs göğüse savaşan tek devlet olduğunu söylüyor. Türk hükümeti kesin bir dille DEAŞ’la savaştığını ve Suriye’ye giriş amaçlarından birinin de bu olduğunu ifade ediyor.

İyi de hükümet durup dururken mi bu açıklamaları yapıyor? Elbette hayır.

Başta ABD olmak üzere bütün Batı medyasının gözü kulağı Suriye’deki gelişmelerde. Hükümetin cevaplarını verdiği sorulara Batı medyasının bakışı bizden farklı. Onlar hükümetin verdiği cevapların aksini söylüyorlar. Batılı politikacılar ve gazetecilere göre Türkiye’nin bu operasyonu bir işgal hareketidir. Türkiye bu işgal sırasında kimyasal silah kullanmıştır ve Türkiye DEAŞ’a yardım etmektedir. Bununla ilgili yüzlerce haberi buraya taşımak mümkün.

Pekâlâ bu haberlerin amacı ne olabilir? Gerçek mi önemlidir, algı mı?

Sanırım algı, günümüzde gerçekten daha önemli. Ya da algılanan ne ise gerçek sanılan odur ve o algıya göre tavır alınır. Bu durum “şüyuu vukuundan beter” sözünde ifadesini bulmuştur.

Bugün yaşananları daha iyi anlamak için biraz tarihe bakalım isterseniz.

Yakın zaman itibari ile Saddam Hüseyin’in Irakı da benzer bir algıya maruz kalmıştı. Saddam’ın kimyasal silahlara sahip olduğu ve El-Kaide militanlarına yardım ettiği iddiası, 2003 yılında Irak’ın işgaline sebep olmuştu. Saddam darağacında sallandıktan ve Irak bir enkaza döndükten sonra herhangi bir kimyasal silahın bulunamadığının itiraf edilmiş olması, algının önemini ortaya koymaktadır.

Buyurun işte bir başka ayrıntı daha: Saddam Hüseyin, 1990’da Kuveyt’i işgal edeceği zaman, kendince kuvvetli gerekçeler ileri sürmüştü. Saddam’ın böyle davranmasının sebebi ise ABD’nin 1980’lerden itibaren kendisini şımartmış olmasıydı. ABD ile Saddam arasında iyi ilişkiler vardı ve bu durum Saddam’a güven veriyordu.

Hatta Kuveyt’i işgal niyetini belli ettiğinde ABD, Saddam’a yeşil ışık yakmıştı. İşgalden önce ABD’nin Irak Büyükelçisi April Glaspie ile kapsamlı bir görüşme yapan Saddam, onun teşvik edici davranışlarından işgal için yeterli olan cesareti almıştı. Glaspie Saddam’a şunları söylemişti: “… Başkan Bush akıllı biridir, bundan dolayı Irak’a karşı ekonomik savaş açması mümkün değildir. Aksine Bush kendi yöneticilerine, Irak’a karşı ticari ve ekonomik yaptırımlar uygulanması tekliflerine karşı koymalarını emretmiş ve Kongre’nin bu yöndeki çabalarını başarılı bir şekilde engellenmiştir.”

Kendisinin de Irak’la ilişkileri geliştirmeye çalışması için Başkan Bush’tan doğrudan talimat aldığını söyledikten sonra, Büyükelçi Gillespie şöyle devam etmişti: “Bush Irak’ın Ortadoğu’da barış ve kalkınmaya katkıda bulunmasını samimi bir şekilde arzu ediyor. Ayrıca Amerikan yönetimi, Irak’ın krediye şiddetli şekilde ihtiyaç duymasını ve ekonomisini güçlendirmek için petrol fiyatlarını yükseltmek istemesini de gayet iyi anlıyor.”

Kendi kişisel kanaatine göre, komşu Arap ülkeleri de Irak’ın isteklerini anlayışla karşılamalıydı. Ayrıca Amerikan yönetimi, Irak-Kuveyt arasındaki anlaşmazlığın da Arapların kendi aralarında çözmesi gereken bir konu olduğu düşüncesindeydi.

Sonra ne oldu peki?

Saddam Kuveyt’i işgal etti.

Sanırım sonrasını herkes biliyor…