Erdoğan’ın yeni Kavimler Göçü planı

Türkiye’nin başındaki en büyük belalardan biri, insanlığa ait her değerin siyasi iktidar tarafından istismar edilmesidir. Ulusal ve/veya uluslararası krizlerde mağdur ve mazlum konumuna düşen insanların, mazlumiyet ve mağduriyetleri iktidar tarafından birer fırsat olarak değerlendirilmiş, bunun üzerinden nemalanma planları yapılmıştır ve yapılıyor. İstismar edilen konulardan biri de uluslararası hukukta yer alan sığınma ve iltica hukukudur.          

Herhangi bir yerde meydana gelen iç siyasi krizler veya savaşlardan etkilenen zayıf ve çaresiz insanların, daha fazla haksızlığa maruz kalmamaları ve hayatlarını başka bir coğrafyada devam ettirebilmeleri için uluslararası hukukta sığınma ve iltica hukuku oluşturulmuştur. 

Haklı nedenlerle, haksız yere zulüm görme korku ve kaygısı duyan, öldürülme, işkence ve soykırım endişesi taşıyan, haksız yere hapsedilme ve tecrit tehlikesi ile yüz yüze gelen insanlar, uluslararası koruma talep etmek için emniyet ve güven içinde olabilecekleri ülkelere sığınırlar. Politik nedenlerle yapılan bu sığınmaya iltica, savaştan kaçanlara ise sığınmacı denilmektedir. 

Geçtiğimiz Şubatın sonlarında Van’dan gelen bir haber, gündemde giremeden kaybolup gitti. İran üzerinden Türkiye’ye yasadışı yollarla girmeye çalışan bir kafileye ait 13 kişi donarak hayatını kaybetmişti. Çoğu Afgan olan bu grubun yaklaşık 300 kişilik bir kafile olduğu da haberlerde zikredilmişti. 300 kişinin ellerini kollarını sallayarak İran’dan Türkiye’ye kaçak yollarla girmesi üzerinde durulması gereken bir hadisedir. İran tarafından engellenmeyen bu gruplar, Türkiye tarafından da herhangi bir güvenlik engeline takılmamaktadırlar. Üstelik bu kafilelerin yolculuğu İstanbul’a kadar sorunsuz devam etmektedir.

Bu noktada sorulması gereken soru şudur: Acaba, İran ile Türkiye arasında Avrupa’yı rahatsız edecek bir mülteci akını hatta istila edecek bir şekilde bir göç organizasyonu düzenleme konusunda bir konsensüs mu vardır?

Erdoğan ve avenesinin Avrupa’ya mülteciler üzerinden yönlendirdiği tehditlerin benzeri İran tarafından da gelmektedir. İran’a uygulanan ambargonun devam etmesi halinde, İran’da yaşayan 3 milyon Afgan mültecinin Avrupa’ya yönlendirileceği, İranlı yetkililer tarafından ifade edilmişti, 2019’un son aylarında. Aslında bu tür çalışmaların Türkiye ile beraber yürütüldüğüne dair birçok işaret bulmak mümkündür. 6 Nisan 2018’de BBC Türkçe; Erzurum’da Afganlarla ilgilenen bazı sivil toplum kuruluşlarına dayanarak, İran sınırında 1,5 milyon Afgan uyruklu göçmenin Türkiye’ye girmeyi beklediği haberini yapmıştı.

Yaptığım araştırmaya göre Türkiye’de yaklaşık olarak 1 milyon Afgan göçmen bulunmaktır. Nerede ise tamamı İran üzerinden Türkiye’ye giriş yapmıştır. Bunlardan sadece 170 bin kadarı BM Mülteci Örgütü (UNHCR) kayıtlarına girmiştir. Diğerleri farklı amaçlarla Yunanistan’a kısa sürede ulaşabilecekleri İstanbul gibi menzillerde beklemektedirler. Eldeki istatistiklere göre son yıllarda Türkiye’ye giriş yapan Afgan mülteci sayısı nerede ise Suriyeli mülteci sayısına yakındır.

Avrupa endişeli. Endişeliler, çünkü Hunların başlattığı Kavimler Göçü’nün Roma İmparatorluğu’nu nasıl yıktığını biliyorlar. Dördüncü ve beşinci asırlarda Avrupa’nın nasıl bir keşmekeşe maruz kaldığını unutmuş değiller.

Çin baskısı, iç kargaşalar, doğal afetler ve beslenme kaynaklarının yetersizliği gibi sebeplerle Hunlar, Orta Asya’dan Avrupa’ya doğru göç – sefer karışımı büyük bir yer değiştirme hareketi başlatmışlardı. Bir asır gibi uzun süren Hun akınları ve Hunların önlerine kattığı kavimlerin Roma topraklarında sebep olduğu karışıklıklar, Roma İmparatorluğu’nun barbar kavimler ile mücadelesine sebep olmuştur. Neticede Roma İmparatorluğu önce Doğu (Bizans) ve Batı Roma olarak ikiye ayrılmış (375), akabinde 101 yıl süren karışıklıklar Batı Roma’nın yıkılışına sebep olmuştu.

Tarihin ilginç bir tesadüfüdür ki, 378’de Edirne Savaşı’nda Roma İmparatorluğu’nun Barbar Kavimler’e yenilmesi ile Batı Roma’nın yıkılışı başlamıştır. Erdoğan’ın Edirne’ye yönlendirdiği son göçmenler, eğer Edirne’yi aşabilirlerse, Avrupa’yı yeniden işgal edebilecek potansiyelde devasa bir hareketin başlaması ihtimal dâhilindedir. Çünkü bir taraftan Afganistan ve Bangladeş’ten başlayarak Hindistan, Pakistan, İran, Irak, Suriye ve Türkiye’ye kadar Avrupa’ya göç etmeye hazır bekleyen on milyonlarca insanın olduğunu ve göçmenlerin İran ve Türkiye’nin lojistik desteği ile süratli bir şekilde soluğu Edirne’de alacaklarından kimsenin şüphesi olmasın.

Benim bir makale çerçevesinde realize etmeye çalıştığım reel durumu, Erdoğan’ın SS’i açık ve net bir şekilde ifade etmişti zaten: Böyle bir akın karşısında Avrupa’da karışıklıkların yaşanacağını ve hükümetlerin yıkılacağını söylemişti. Böylece niyetlerini aşikâr etmişlerdi.

Son mülteci akınına karşı Yunanistan’ın gösterdiği sert tepki, Avrupa’nın yukarıda zikrettiğim tehlikenin farkına vardığını göstermektedir. Türkiye ve İran’ın müşterek mülteci akınları düzenlemesi ve Avrupa’nın buna karşı sert tedbirler almasının kurbanı yine mazlum ve mağdur mülteciler olmaktadırlar. Doğrusu gelen akınlarda kimin gerçekten mülteci, kimin terörist veya art niyetli biri olduğunu ayırt etmek son derece zordur. Avrupa ister istemez kendi halkının güvenliğini düşünmek ve güvenlikçi politikalara yönelmek zorunda kalmaktadır.

Barbarların mazlumlar ve mağdurlar için düzenlenen hukuki zemini istismar etmeleri, tıpkı Amerika’nın güney sınırında iltica başvurularını kaldırması gibi, bu hakkın askıya alınması gibi bir sonucu doğurma tehlikesini içinde barındırmaktadır. Eğer böyle bir gelişme olursa bunun zalim iktidarların gücüne güç katacağını, mazlumların daha da ezilmesini netice vereceğini de unutmamak gerekiyor.    

Bütün bunlara ek olarak, Libya üzerinden gelebilecek Afrika’dan Avrupa’ya yeni ve çok büyük bir insan akınının Erdoğan tarafından organize edilmeye başlandığı, gelen duyumlar arasındadır. Erdoğan’ın Suriye’den ve Türkiye’den gönderdiği lejyonların asıl amaçlarından birinin bu göç dalgasını organize etmek olduğu unutulmamalıdır.      

Muhtemeldir ki bu ihtimalin farkına varan Avrupalı liderler, yeniden Erdoğan’ın kapısını çalıyorlar. Avrupalı liderlerin Erdoğan ile diyalog arayışları, onların Erdoğan’ı henüz tam olarak tanıyamadıklarını göstermektedir. Erdoğan’a ne kadar ödeme yaparlarsa yapsınlar, Erdoğan her seferinde daha fazlasını isteyecek ve sınıra zavallı aciz insanları sürmeye devam edecektir. Yersiz, yurtsuz kadın ve çocukların Ege’de, Meriç’te veya tel örgülerde can vermesi, Erdoğan için sadece propaganda yapmak ve Avrupalıların insani duyguları istismar etmek için kullanılacak birer malzemeden ibarettir. Avrupalılar Erdoğan’a taviz verdikçe ve ödeme yaptıkça, onun iştahı kabaracak ve dönüp dişinin kirasını isteyecektir.          

Bu böyle biline…