Devlet’in Dini Kontrol Merakı

 

Din mi devlet içindir?

Devlet mi din içindir?

Hristiyanlık dünyasında ilk mezheplerin şekillenmesinde bu algoritma önemli bir rol oynamıştır.

Katolik dünyasında devlet din için vardır. Din adamları sınıfının devlet üzerinde önemli bir etkisi vardır. Devletler bir şekilde bu din adamları sınıfına bağlıdır.

Ortodoks dünyada ise bu durum tam tersine döner. Din devlet için vardır. Onun için Kilise, Bizans İmparatorluğuna bağlıdır. Yani din adamları sınıfı devletin desteği alır. Bu durum beraberinde din üzerinde devletin kontrolüne sağlardı.

***

Osmanlı İmparatorluğu, belli muhteva değişiklikleri olsa bile, Bizans İmparatorluğunun dine yaklaşımını benimser. Din ve dini kurumları hem himaye eder, hem de kontrolü altına alır. Şeyhülislam İslam dini ile alakalı konularda en yetkiye sahip devlet memurudur.

***

Batılılaşmayı yani dünyevileşmeyi temel prensip olarak kabul eden Türkiye ise dine karşı bir tavır içine girer. Batılılaşma denince ilk akla gelen şey laikliktir.

Laiklikten anlaşılan ise dinin siyasi, sosyal, hukuki ve ekonomik hayatta yasaklanmasıdır.

Toplumda yaygın olan dini anlayış, tarikat ve cemaatlerin kontrol altına alınması ve devletin istediği bir din anlayışının toplumda egemen kılınması için Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur.

***

Devlet bir taraftan Diyanet İleri Başkanlığı eliyle dini kontrol ederken diğer taraftan “irtica” ve “gericilik” gibi kavramlarla din ve dindarlar aleyhine propaganda yapmayı da ihmal etmemiştir.

Nitekim Türkçe Ezan gibi uygulamalar bu kurumun eliyle hayata geçirilmiştir. Adına bidat denilen ve dinin ruhuna aykırı bir çok uygulama da Diyanet eliyle uygulanmıştır.

***

İslamiyet’in özünde Din Adamları diye bir sınıf yoktur. Namaz kıldırmak  ya da cenaze yıkamak için bir din adamları sınıfının ihdas edilmesi caiz değildir. Zaten para ile namaz kıldıran bir kimsenin arkasında da namaz kılınmaz. Hal bu olunca böyle bir teşkilata niye ihtiyaç duyulsun ki. Bunun tek bir cevabı vardır. Devletin istediği kadar ve istediği şekilde bir din anlayışını topluma benimsetmek.

***

Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Müftü, Vaiz, İmam ve Müezzinlerden oluşan böyle bir teşkilatın kurulması hem gerçek anlamda laikliğe, hem eşitliğe, hem de din ve vicdan özgürlüğüne aykırıdır. Bu görevlilerle hiç alakası olmayan vatandaşların vergilerinin bu memurlara aktarılması da, o maaşları helalliğini tartışmaya açar.

***

Aleviler Sünnilere göre daha şanslı sayılırlar. Devlet, Aleviliği kontrolü altına almadığı için Alevilik Mezhebi, Alevilerin istediği şekilde şekillenmiştir. Bence Aleviler Devletten uzak durmalılar. Eğer Cem Evleri Diyanette temsil edilirlerse Aleviliğin, Sünnilikle aynı asimilasyona maruz kalacağı unutulmamalıdır. Devletin istediği kadar ve istediği bir Alevilik gündeme gelecek demektir.

***

Sünniler ise talihsiz. Devlet Sünniliği kontrol altına aldığından dolayı, Allah demek yasaklanmış, Kur’an öğretenler hapse atılmış ve dindarlık azalmış hatta bir dönem yok denecek seviyeye gelmiştir.

Yasak olmalarına rağmen, Diyanetten bağımsız ve gizli olarak dini faaliyet yürüten cemaat ve tarikatlar halkta din bilincinin oluşmasını sağlamışlardır.

***

Halkın dine yönelişi arttıkça, Devletin verdiği tavizler de artmıştır. İmam Hatip Liselerinin, İlahiyat Fakültelerinin açılması, Arapça Ezana dönülmesi hep toplumda biriken enerjinin boşaltılmasıdır.

Son olarak başörtüsünün serbest bırakılması da böyle bir enerji boşaltma operasyonu olarak değerlendirilebilir.

Başörtüsü serbest olunca toplumdaki dindarlık oranında ya da İslam algısında müspet bir gelişme yaşanmadı. Bilakis dünyevileşme arttığı gibi başörtülülere karşı şüpheler de arttı.

Eski Diyanet İşleri Reisi Sayın Bardakoğlu’nun Ahmet Hakan’a dediği gibi görüntü olsa da dindarlık azalmaktadır.

***

Yine Sayın Bardakoğlu’nun söyleşisinde Devletin, Cemaatlere karşı olan tavrını dair ipuçları var. Yine Sayın Bardakoğlu “Dini cemaat ve tarikatlar, bugün itibariyle dünyevi oluşumlardır. Din adına topladıklarıyla dünyaya yatırım yapıyorlar” diyerek devletin cemaatleri kontrol arzusunu mırıldanıyor. Cemaat ve tarikatların yetiştirdikleri insanları değil de, halktan topladıklarını gündeme getiriyor. Ve halkı bu sivil toplum oluşumlarından uzaklaştırmaya, gizlice, davet ediyor.

Halktan topladıkları ile Türkiye’nin en zengin vakfı olan Türkiye Diyanet Vakfı’nın başında yıllarca başkanlık yapmış bir kişi olarak, hangi cemaat kadar dine hizmet ettiğini de anlatmalı.

İslamcı bir iktidarın emrinde dokuz yıl, Diyanet İşleri Başkanlığı yaptığı kurumun çalışmalarının neticesi olarak dindarlığın zayıflamış olmasının sebebi nedir? Bunu da açıklamalı bence. Dokuz yılda çocuk olanlar genç, gençler olgun, olgunlar da ihtiyar oluyor. Nereden geldi bu seküler insanlar?

***

İslamcı Ak Parti iktidarında pek çok dindar ve samimi Müslüman olduğundan kimsenin şüphesi olmasın.

Ama devlet aygıtının dini kontrol reflekslerinde de bir değişme olmadığına da kimsenin şüphesi olmasın. Üstelik bu kontrolü dindarlar eliyle yapmak daha kolay. Devlet daha hızlı nüfuz edebiliyor.

Devletin irtica adı altında yıllarca mücadele ettiği yapıları, bir bir ele geçirmeye çalıştığı da gözlerden kaçmaması gereken bir durum.

***

Hülasa Türkiye’de devlet din için değildir. Bilakis din devlet için vardır. Devlet insanları kontrol etmek ve denetim altında tutmak, gerçekleştirmek istediği hedeflere ulaşmak için dini kullanmaya devam ediyor.