Yeni Türkiye’nin Polislerini Kim Eğitecek?

 

Yeni kurulan her rejim, kendi muhafızlarını ve müdafilerini yetiştirmek için eğitim alanında reform yapma ihtiyacı hissederler. Zaten örgün eğitimin amacı da rejime hizmet edecek nesilleri yetiştirmek değil midir? Bunların ilk yaptıkları icraat ise eski rejimin eğitim kurumlarını kapatarak yerine, yeni rejimin ihtiyaçlarına göre eğitim kurumları açmaktır. Bu yeni eğitim kurumlarının en temel fonksiyonu, herhangi bir muhakeme ve değerlendirme yapmadan rejimin emellerine hizmet eden, mutlak itaat eden, iradesini merkeze bağlamış kalabalıkları yetiştirmektir. Faşist, muhafazakar veya sosyalist olsun bütün otoriter yönetimlerin istediği de, varlığını mensup olduğu kimliğe feda eden nesiller yetiştirmektir.

 

Yeni Türkiye kurulduğunda benzer bir metot takip etmiştir. 1924 yılında Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim kurumlarında devlet tekelioluşturularak, Medreseler kapatılmıştı. Eski rejimin bütün eğitim kurumları yasaklandığı gibi, eski rejimin alfabesi de yasaklanmıştı. Başında Milli kelimesi olan ve modern olarak anılan, yeni eğitim kurumlarında yetiştirilen nesillerin birinci vazifesi, Türk İstiklalini ve Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

 

Yeni rejim için yapılan reformlar bununla sınırlı değildir. Mesela 1933 yılında üniversite reformu yapılarak, İstanbul Darülfünunu kapatılmış, yerine İstanbul Üniversitesikurulmuştu. İstanbul Darülfünunda ders veren hocaların çoğu emekliye sevk edilmişti. Yeni üniversitenin Hoca kadrosu Nazi zulmündenkaçıp Türkiye’ye gelen Musevilerden oluşturulmuştu. Almanya’dan göçen bu hocalar, üniversitelerde yeni bir zihniyet ve mantalitenin yerleşmesine yardımcı olmuştu. Belki de Yeni Türkiye üniversitelerinin zihniyet devrimi bu şekilde gerçekleşmişti. Eski kadrolara şüphe ile bakılması, onlara güvenilmemesi böyle bir uygulamaya sebep olmuştu.

 

Türkiye’de eğitim kurumlarının dönüşümü veya tasfiye hareketleri bunlarla sınırlı değildir. Tek Parti döneminde  Köy Enstitülerininkurulması veya 27 Mayıs Darbesinden sonra subayların emekliye sevk edilmesi olan Eminsu Olayıgibi bir çok uygulamayı anlatmak bu köşenin istihap haddini aşar. Meseleyi bugüne getirecek olursak; geçtiğimiz günlerde Meclis’ten geçen İç Güvenlik Paketindekonumuzla ilgili iki önemli karar var. Polis Kolejlerinin ve Polis Akademisininkapatılması. İç Güvenlik Paketinde, güvenliği sağlayacak iki Emniyet kurumunun kapatılması son derece manidardır. Güvenliği sağlanacak olan vatandaşların ise, Emniyet Kurumlarını tehdit olarak görenler olduğu anlaşılmaktadır. Elbette Cemaat korkusundan haberdar olmadığımı sanmayın. Mesele sadece Cemaat olsaydı, Polis Kolejlerinin ve Akademisinin eğitim kadrolarının değiştirilmesi yeterli olabilirdi. Türkiye Cumhuriyeti kurulurken bile böyle bir uygulama yapılmamıştı. Ordu ve Emniyet teşkilatlarında Osmanlı bakiyeleri muhafaza edilerek geliştirilmişti. Böylece ülkede güvenlik ve asayiş zaafının önüne geçilmeye çalışılmıştı. Ama bu Yeni Türkiye’de Milli Eğitim ve Üniversitelerde çok da radikal dönüşümler yapılmadan Emniyet Teşkilatının eğitim kurumların kapatılması çok daha radikal bir hazırlığın habercisidir. Buna her valinin Süper Valiolmasını da eklerseniz, Ahmet Altan’ın deyimi ile “korkunç bir devlet şiddetinin”yani bir “rejim değişikliğinin”ayak seslerini duyabilirsiniz.

 

Üniversite reformunda, üniversite hocaları Nazi Almanyası’ndan kaçan Musevilerden oluşturulmuştu. Şimdi Yeni Türkiye’nin polisleri ve polisleri yetiştirecek Hocalar nerden getirilecek acaba?

Güneydeki çok sevdikleri hangi ülkeden?