Beşinci Devrenin Kapısında

A’raf Suresi 34. ayette “Her ümmet için belirlenmiş bir müddet vardır. Vâdeleri gelince, ne bir an geri bırakabilir, ne de bir an öne alabilirler” buyurulmaktadır. Evet tarih geçmiş ümmetlerin kabristanı gibidir. İşte onlar bir ümmetti, geldi geçti… Onların kazandığı kendilerine, sizin kazandığınız da sizedir. Siz onların işlediklerinden sorguya çekilmezsiniz” demek sureti ile tarihi mirasa farklı bir bakış açısı kazandırır.

İnsanlar da tıpkı ümmetler gibidir. Ya da ümmetler insanlar gibi. Her ikisi de doğar/büyür, gelişir/olgunlaşır, duraklar/geriler ve ölür. Bu ilahi bir kanundur. Bu sıralamada istisnalar olsa da, istisnalar genel kaideyi bozmaz. Mesela gençken ölen insanlar vardır. Genç bir insanın ölümü pek beklenmez, ama yaşı ilerlemiş bir insan için öyle mi? “Bir ayağı çukurda” derler mesela!…

Necip Fazıl bu durumu Gençliğe Hitabe’sinde şöyle dillendirir. “…devlet ve milletinin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında ilk iki buçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hakimiyetle süsleyici; üç asrını kaba softa ve ham yobaz elinde kenetleyici; son bir asrını, Allah’ın Kur’an’ında “belhüm adal” dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da işgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, Türkü madde plânında kurtardıktan sonra ruh plânında helâk edici tam dört devre bulunduğunu gören… bu devirleri yükseltici aşk, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi… beşinci devrenin kapısı önünde dimdik bekleyen bir gençlik…”

İnsanlar ve devletler böyle de, aynı sosyal kanunlara tâbi sosyal hareketler ve siyasi partiler farklı mı? Elbette hayır. Onların da bir gelişim vetiresi ve ömrü vardır. Bu da ilahi bir kanundur.

Ak Parti Türkiye tarihine damga vuran önemli bir siyasi harekettir. Holistik bir bakış açısı ile Ak Parti’nin siyasi hayatı analiz edildiğinde karşımıza dört dönem çıkar. Bu dönemleri Necip Fazıl’dan ilham alarak şöyle tasnif edebiliriz.

Birinci Dönem: Yükseltici Aşk

İkinci Dönem: Birleştirici Vuslat          

Üçüncü Dönem: Çürütücü Taklit

Dördüncü Dönem: Öldürücü İnkar    

2002-2007 Dönemi Yükseltici Aşk dönemidir. Türkiye tarihinde irtica adı altında yüz yıldır dışlanan mütedeyyin kesim, ilk defa kendisi ile aynı duygu dünyasını paylaşan insanların iktidarı ile tanışmış oldu. Bu dönemin büyük bir aşk hikayesi olduğu herkesin aşikarıdır. Öyle ki benim gibi sivil itaatsizliği tercih edip sandığa gitmeyen insanlar bile aşkın büyüsüne kapılıp, sandıklara koşmaya ve iradelerini temsil edecek doğru insanlara destek vermeye başladılar. Aşk ismini hak eden bir dönem..

2007-2011 Dönemi ise Birleştirici Vuslat dönemidir. Bu dönemde bir taraftan 2009’dan itibaren “Demokratik Açılım” ile kırk yıldır dökülen kardeş kanını durdurma ve annelerin ağlamasını bitirmek için çalışmalar yapılıp, aslında yüz yıllık soruna çözüm aranırken, diğer taraftan millet-devlet buluşmasını sağlayacak 12 Eylül 2010 Referandumu ile üç asırlık sorunları çözmek için çalışmalar yapıldı. Vuslat ismi bir döneme bu kadar yakışmamıştır.

2011-2014 Dönemi ise Çürütücü Taklit dönemidir. Bu dönemde Ak Parti yeni bir şey üretemeyen bir partiye dönüşmüştür maalesef. İlk iki döneminde kazandığı başarılarını sürdürmek için eski dönemdeki icraatlarını taklit etmeye başlamıştır. Yol ve köprü gibi eski hizmetlerini yoğun bir şekilde taklit ederek kendini daha fazla anlatma ihtiyacı hissetmiştir. İlk iki dönemde yapılan tarihi başarıları, süreçleri kontrol edemediğinden, kendi eliyle imha etmiş ve geriye ciddi bir başarı öyküsü bırakmamıştır.

2014 sonrası için Öldürücü İnkâr dönemi dense sezadır. Evet inkâr, ama kendini inkârdönemi. Ak Parti’nin kuruluşundaki ilkeleri inkâr… kurucu kadronun aşkını inkâr… devlet millet vuslatını inkâr… barışı inkâr… demokratikleşmeyi inkâr… inkâr… inkâr…

16 Nisan son inkâr hamlesi olup, bana göre Ak Parti için en kritik safhadır.

Pekala buradan geriye dönüş mümkün mü?

“Çıkmayan candan ümit kesilmez” diyerek ümidimizi korumaya devam edelim…

Reklamlar