Menzil’e kim sızdı ya da bundan sonra operasyon sırası kimde?

Türkiye Cumhuriyeti’nde din-devlet ilişkilerinin yapılandırılması, rejimin en belirgin özelliğidir. Din ve dini müesseseleri devletin kontrolü altına almak ve devletin siyasi amaçlarının aracına dönüştürmek rejimin temel hedeflerinden biridir. Bu hedefi gerçekleştirmek için Türkiye’de, kuruluşundan itibaren, tarikatlar, tekke ve zaviyeler yasaklanmış ve bütün din işleri Diyanet İşleri Başkanlığı eliyle devletin kontrolüne alınmaya çalışılmıştır. Devletin bu hedeflerine direnen veya devletten bağımsız davranan cemaat ve tarikatlar ise devletin hışmına maruz kalmışlardır.

Türkiye’nin cezaevleri dindarlar için birer mektep olma işlevini hiçbir zaman kaybetmemiştir.

Devletin kontrolünü reddeden ve her zaman hür ve bağımsız davranmayı tercih eden Bediüzzaman Said Nursi de devletin sistemli operasyonlarına maruz kalmıştır. Bediüzzaman yazdığı bir mektupta bu konuya şöyle temas eder: 

“Aziz, Sıddık kardeşlerim,

Sizin sebat ve metanetiniz, masonların ve münafıkların bütün plânlarını akim bırakıyor.

Evet, kardeşlerim, saklamaya lüzum yok. O zındıklar, Risale-i Nur’u ve şakirtlerini tarikata ve bilhassa Nakşi tarikatına kıyas edip, o ehl-i tarikatı mağlûp ettikleri plânlarla bizleri çürütmek ve dağıtmak fikriyle bu hücumu yaptılar.

Evvelâ: Ürkütmek ve korkutmak ve o mesleğin su-i istimâlatını göstermek.

Ve saniyen: O mesleğin erkânlarının ve müntesibininin kusuratlarını teşhir etmek.

Ve salisen: Maddiyun (materyalist) felsefesinin ve medeniyetinin cazibedar sefahat ve uyutucu lezzetli zehirleriyle ifsat etmekle, mabeyinlerinde tesanüdü kırmak ve üstatlarını ihanetlerle çürütmek ve mesleklerini fennin, felsefenin bazı düsturlarıyla nazarlarından sukut ettirmektir ki, Nakşîlere ve ehl-i tarikata karşı istimal ettikleri aynı silâhla bizlere hücum ettiler, fakat aldandılar…” (13. Şua)

Devlet; cemaat ve tarikatlarla birçok metotla mücadele etmektedir. Kanaatimce devletin kullandığı en etkili metot ise cemaat ve tarikatlara sızmak sureti ile onları kontrol altına almaya çalışmasıdır. Bediüzzaman’ın da ifade ettiği gibi, devlet bir gruba sızmak sureti ile o grubu tahrip ederek mağlup etme yolunu seçmektedir. Devlet, sızdığı grupta, önce su-i istimallere sebep oluyor, sonra da bunları teşhir ediyor. Arkasından da operasyonlara başlıyor.

En azından Bediüzzaman’ın söylediği budur.

Bir Nurcu grubunun internette olan bir sohbetinde, Nurculuğa karşı yapılan böyle bir sızıntının ve operasyonların detayları anlatılmaktadır.

Bu kısa girişi şunun için yaptım: Bu günlerde Menzil Tarikatı ile ilgili çok sayıda haber, ses ve video kaydı medya sayfalarını süslemektedir. Nakşibendiliğin bir kolu olan Menzil Tarikatı hedefe konmuş durumda. Bediüzzaman’dan öğrendiğimize göre, bu tarikata karşı operasyonlar yeni değil. Bir asırdır devlet, bu tarikata operasyon yapmakla meşgul. Yakında daha büyük operasyonları duyarsanız, şaşırmayın derim.

Gülen Cemaati Türkiye’de bitirilince, sıranın diğer cemaatlere geldiği anlaşılıyor. Menzil Tarikatı eylem planı aktif edilmiş sanırım.

Aslında “falan cemaat veya filan tarikat devlete sızıyor veya filan kurumu, falan bakanlığı ele geçiriyor” propagandası, bir hedef belirleme çalışmasıdır. Şu an Menzilcilerin Sağlık Bakanlığında yapılandığı, hatta atamaların Şeyhleri tarafından yapıldığına dair yoğun bir propaganda var. Anlaşılan bu haberler, kamuoyunu yeni operasyonlara hazırlamak için. Yakında diğer cemaat ve tarikatlar için de benzer haberler duyabiliriz.

Gelelim sızıntı meselesine. Ben oldum olası bu sızıntı kelimesinden rahatsız olmuşumdur. Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir kamu kurumuna girince, neden sızmış oluyor? Mesela ABD’de ya da gelişmiş ülkelerde, hatta gelişmemiş Müslüman olmayan devletlerde böyle bir tartışma neden yok?

Bu devletin kurumlarına kimler sızmadı ki(!), şimdiye kadar. Dönmeler, Aleviler, İrancılar, Gülenciler, Nurcular, Menzilciler, Süleymancılar, Komünistler, Ülkücüler, Millî Görüşçüler… Herkes sızıyor devletin kurumlarına.

Kimse normal bir yolla giremiyor, nedense.

Bence bu, kocaman kuyruklu bir yalan.

Bir sızıntı varsa, o da devletin bu gruplara yaptığı sızıntıdır.

Neden sızıntı?

Çünkü Türkiye’de HUKUK yok.

HUKUK olsa, SIZINTI kelimesi olmazdı.

Bilmem anlatabildim mi?