Davutoğlu Erdoğan’ın Peker’i midir?

Ahmet Davutoğlu’nun AKP’deki konumu biraz da Recep Peker’in CHP’deki konumuna benzer.

Recep Peker, Atatürk ve İnönü ile beraber CHP’nin troykasını oluşturur. 1923 yılından itibaren CHP’de genel sekreterlik görevini sürdüren Peker, 1931-36 yılları arasında CHP’deki ideolojik değişime damgasını vurdu. CHP’nin gelenek karşıtı materyalist bir kimlik kazanmasında en önemli rolü Recep Peker oynamıştır. Bu dönüşüm için gerekli felsefeyi Peker üretmiştir. Peker görüşlerini, düzenlediği dokuz bölümlük konferanslar dizisinde açıklamış ve bu konferanslar bir kitaba dönüştürülerek bir dönem üniversitelerde zorunlu ders kitabı olarak okutulmuştur.

1929 dünya ekonomik krizi nedeniyle, devletçilik ilkesi CHP’nin diğer beş ilkesinin önüne geçti. Her ne kadar devletçilik ekonomik bir program olsa da sosyal, siyasal ve ekonomik hayatın tamamının devletin kontrolüne geçmesi anlamında da devletçilik politikası uygulandı. Bu programın belirlenmesinde ve uygulanmasında Recep Peker başrolü oynamıştır.

Peker’in 1930’larda partinin müstakbel lideri olarak ortaya çıkması, bir bakıma Atatürk’ün bozulan sağlığı ile ilgiliydi. Henüz Atatürk’ün sağlığı ile ilgili tıbbi bir açıklama söz konusu değildi. Ama Peker ona çok yakın olmasından dolayı,1933’te Atatürk’ün sağlığının bozulmaya başladığını sezmiş ve gelecekte onun yerine geçecek bir lider olarak hazırlanmaya başlamıştı. Bunun için kendine rakip olarak gördüğü İsmet İnönü aleyhine çalışmalar yapıyordu. Bu durumu sezen Atatürk, Peker’i genel sekreterlik görevinden uzaklaştırıldı.

Ama Peker CHP’den ayrılmadı ve parti üyeliğini devam ettirdi. CHP içinde bir ideolog olarak mücadelesini sürdürdü. Bu mücadelenin mükafatı olarak nihayet 1946’da Başbakan olarak siyaset sahnesine geri döndü.

Recep Peker’in siyasi hayatına bakınca benim aklıma Ahmet Davutoğlu geliyor. Gerçekten de Davutoğlu, Erdoğan’ın yanında AKP’nin gelenekçi ideolojini oluşturan kişi olarak anılmaya değerdir. Erdoğan’ın başdanışmanı sıfatı ile AKP’nin özellikle dış politikasının belirlenmesinde etkili oldu. “Komşularla sıfır sorun” diye tanımlanan siyaset, dış ilişkilerde başarı ile uygulandı. Verimli sonuçlar alındı.

Dış ve iç politikada işlerin iyiden kötüye doğru evirilmesinde de Davutoğlu’nun rolü vardır. Akademik birikiminin ürünü olan yeni tarih ve coğrafya okumaları, Türkiye’yi içinden çıkılması zor problemler sarmalına sürükledi. Bugün Türkiye’nin Ortadoğu’da dostu yok ise bu 2012 yılından sonra uygulanan dış politikanın ürünüdür. Bu politikanın belirlenmesinde Davutoğlu’nun rolünü kimse inkâr edemez.

Rusların yüzlerce yıllık sıcak denizlere inme siyasetinin gerçekleşmesi anlamına gelen S-400’lerin Türkiye topraklarına girmesinde de onun rolü vardır. Eğer hava sahamızı ihlal eden Rus uçağını düşürme emrini Davutoğlu vermese idi, bugün Ruslara kan parası ödeme anlamına gelen S-400’leri alma işi gerçekleşmezdi. Kimse egemenliğin ihlali falan demesin sakın. Öyle olsaydı, Ege denizinde bir gün Türk jeti, diğer gün de Yunan jet düşürülürdü.

Erdoğan’ın Davutoğlu’nu AKP Genel Başkanlığı’ndan azletmesinin gerekçeleri de Peker’in görevden alınmasına benziyor. Erdoğan, partim dediği yapının başka ellere geçmeye başladığını gördüğü için Davutoğlu’nu görevden almıştı. Yoksa Neo-Osmanlıcılık rüyası tam da Erdoğan’ın arzuladığı bir siyasetti.

Şimdi Davutoğlu AKP’den istifa etmeyerek, parti içinden mücadeleye devam ediyor. Bir taraftan Erdoğan ve çevresine yönelik eleştirilerini sıralarken, diğer taraftan nasıl bir devlet idaresi tasavvur ettiğini de bir manifesto şeklinde kamuoyuna ilan ediyor. Bir ideolog olarak ideolojiyi üretmeye devam ediyor. Bence çok iyi ediyor. Bilemiyorum, o da tıpkı Peker gibi, Erdoğan’ın bir hastalığını mı biliyor ya da hissediyor? Bundan dolayı o, Erdoğan sonrası AKP liderliğine mi hazırlanıyor? Bu soruların cevabını bilmemiz mümkün değildir.

Bakarsınız bir gün Davutoğlu tekrar Ak Parti’nin başına geçer. Kader bu, belli mi olur!

Reklamlar