31 Mart’tan 15 Temmuz’a Derin Stratejiler

31 Mart Darbe Teşebbüsünü kim planladı?

Bu soru tarihçiler arasında hala, tartışma konusudur. Ve 31 Mart Olayı tam olarak aydınlatılabilmiş bir olay değildir. Ama sonuçları itibari ile, Türkiye tarihinin en büyük kırılmalarından birinin yaşandığı ve etkisi yüzyıl sürmüş bir olaydır.

31 Mart Olayı, Türkiye siyasetine “101 yıl” kullanılacak bir kavram kazandırmış ve bu kavram millet üzerinde “Demoklesin Kılıcı” vazifesi görmüştür.

İrtica…

Evet “irtica” kavramından bahsediyorum.

İrtica kavramı kurumsal kimliğine 31 Mart Olayı neticesinde kavuşmuş ve 101 yıl sonra Ak Parti, bu kavramı tedavülden kaldırmıştır.

15 Temmuz Darbe Teşebbüsü de bir çok yönü ile 31 Mart Olayı’na benzemektedir. Nasıl ki 31 Mart Olayı’nın faillerinden ziyade, hangi amaçlara hizmet edeceği daha önemli idiyse, 15 Temmuz Olayı’nda da faillerinden ziyade hangi amaçlara hizmet edeceği daha önemli hale gelmiş durumda.

Öyleyse 31 Mart Olayı ile 15 Temmuz Olayı’nı organize edip, millete tuzak kuranların, aynı zihniyetin çocukları olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısı ile 250 masum vatandaşın kanını döken gerçek katilleri bulup, ortaya çıkarmak pek mümkün olacağa benzemiyor.

15 Temmuz Olayı’nın bir milletin dirilişini durdurduğu bir gerçektir. Geçen hafta TSK’daki tasfiyelerin nasıl bir güvenlik çatlağına sebep olduğunu ifade etmiştim. İyimser bir yaklaşımla, bu güvenlik açığı geçicidir ve 10, 15 yıllık ciddi bir çalışma ile kapatılabilir. Ama yapılan tasfiyelerin oluşturduğu yırtığı 50 yılda bile kapatmak mümkün olmayabilir.

Yanlış anlaşılmasın lütfen!.. Darbeciler yargılanmasın demiyorum. Darbeyi planlayan ve fiili ve bilinçli olarak darbeye iştirak edenler, adil ve insan onuruna yakışır bir şekilde, mutlaka yargılanmalılar. İnsan onurunu muhafaza etmek, bizim dinimizin ve medeniyetimizin icabıdır.

15 Temmuz Darbecilerinin toplam sayısının on binler değil, onlar veya yüzler olduğunu düşünüyorum. Gerçekten 15 Temmuz Darbecileri yüzlerce general ve on binlerce subaydan oluşsaydı, başarıya ulaşmama ihtimali yoktu. O halde mevcut haliyle TSK’ya darbeci ordu demek, çok büyük bir haksızlıktır.

TSK içinde değişik yapılanmalardan bahsedilir. Doğruluğunu ispat edemem. Alevi, Ulusalcı, Kemalist (Atatürkçü değil), Avrasyacı, Ülkücü, Tarikatçı, Cemaatçi vs… 28 Şubat sürecinde TSK bünyesinde sözüm ona irticacı(!) subayların varlığını öğrendik. Mesela, bir yakını camiye gidiyorsa veya başörtülü ise o kişi, mürteci(!) bir askerdi ve bu, ordudan atılmak için yeterli bir sebepti.

Dün mürteci denilerek ordudan atılan subaylar, bugün de Fetöcü denilerek ordudan atılmıyor mu?

Tasfiye edilen askerlerin sosyolojik durumlarına bakıldığında Ak Parti’ye gönül verenler ile aynı kimliği paylaştıkları çok açık ve net bir şekilde görülür. Yani yüz yıldır mürteci diye devletten dışlanan, hakarete uğrayan ve kendilerine ikinci sınıf insan muamelesi yapılan aynı sosyal kimliğe mensup insanlar…

Ak Parti ile aynı değerleri paylaşan bu askerler tasfiye edilince, geriye kimlerin kaldığı ise aşikar.

Doğu Perinçek, bir ihtimal, gözden kaçan dindar askerler olabilir endişesi ile şunları söylüyor: “Devlet içerisindeki Fetöcüler başka cemaatlerin ve grupların gölgesi altında saklanıyor ve kendini gizliyor.” Yani şimdiye kadar Fetöcü diye attık, bundan sonra Gizli Fetöcü diye atacağız, demek istiyor Perinçek. Böylece TSK’da dindar bir kimse bile kalmamış olacak. Plan, başarılı bir şekilde işliyor.

Ak Parti eliyle, Ak Parti ile aynı sosyal kimliği paylaşanlar TSK’dan tasfiye edilmiş oluyor.

Bence 15 Temmuz’un gerçek hedefi Ak Parti’yi telaşlandırıp, dengesini bozup, sağlıklı kararlar almasına mani olmaktır. Ak Parti’yi kendi kimliğine yabancılaştırıp ve ona ölümcül işler yaptırmaktır.

Durum bu dostlar ve insan düşünmeden edemiyor.

Yoksa “irtica” kavramı yerine “Fetö” kavramı mı kondu?